duyuru Güncel Duyurular!
Flatcast Tasarım Kampanyaları!.... Flatcast Tasarım Detayları!....
bilgi mybb

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
"Yaşamın neresinde kalmıştık?"
Konudaki Cevap Sayısı
0
Konuyu Açan Kişi
HeRSeYiM
Görüntülenme Sayısı
21
Yeni Yorum Gönder 
 
"Yaşamın neresinde kalmıştık?"
Yazar Konu
HeRSeYiM
Çevrimiçi

**********

Yorum Sayısı: 49,496
Üyelik Tarihi: 21-07-2013
Yorum: #1
Information "Yaşamın neresinde kalmıştık?"
Bir gün durup,"Yaşamın neresinde kalmıştık?" diyebilecek miyim?
Bir gün durup,
Bir gün dönüp,
"Yaşamın neresinde kalmıştık?" diyebilecek miyim!
Ya da
"Başlamadığım neler var?"
Başlayıp, bitiremediğim… Hayal bile edemediğim.

Çocukların büyüdüğü, cicim aylarının tükendiği, yazların kışları kovaladığı,

aşk sanılan debde benin durulduğu, soba başlarında ısınılan,

duraklarda bekleşilen, ölenlerle, doğanlarla dolu yıllar boyunca

aklımın bir köşesinden bile geçirmediğim…

Yüzümdeki çizgilere, şakaklarımda belirmeye başlayan beyazlara

sıkıştırıverdiğim - bir çırpıda - yaşam(ın) neresinde kalmıştım, ben.

Kentler vardır: insana hiçbir şey düşündürmeyen, yaşanmışlık

acılarından başka… Bozkır yüzlü. Yaşlı.



Böyle kentleri izlerken şehirler arası yolculuk otobüslerinin

camlarından, belki tek istediğiniz şey bir sonraki kente kadar

uyuyup sonra birden uyanıvermek olur.

O kentler ki; hatıralarınızı kırık birer cam parçasıymışçasına

süpürüp atmak isterler. İkinci bir giysileri yoktur.



Ruhları yoktur. Gece gündüz, yaz kış hep aynı görünürler

insanın gözüne. Ne yeni yeşermiş bir fidan değiştirebilir bunu,

ne de göklerinde süzülen; üstünkörü, çocuk elinden

çıkmış bir uçurtma…

O kentlerde her şey sıradandır.



Çocukların büyümesi, cicim aylarının tükenmesi, yazların

kışları kovalaması, aşk sanılan debde benin durulması, ölenler,

doğanlar.. Her şey, hem de her şey…

Bir de;
Kentler vardır. İnsana "Yaşamın neresinde kalmıştık?"

dedirten. En kötüsü de sürekli böyle bir kentte yaşıyor olmaktır.

Sürekli kendine; "Yaşamın neresinde kalmıştık?" diye

sormak gerektiğini düşünmektir en kötüsü…

Kentler vardır: insana tüm bunları düşündüren.
Yaşamın omzundan geriye fırlatıp atmış olduğu o insan

bedenlerine ait eksikliklerin, yaşanamamışlıkların unutuldukları yerlerden, atılıverdikleri yerlerden bulunup alınması

gerektiğini, tozlu raflarından indirilmesi

gerektiğini, düşündüren.

Hazır gelmişken…
Hazır düşünmüşken…
"Yaşamın neresinde kalmıştık?"
Diyebilecek miyim ben kendime … Bir gün?
-tüm bunları bana sürekli düşündüren bu kentte

yaşarken hem de-

Yaşam, diye yaşadığım bu ara vermişlik uzadıkça, günler;

gündoğumu ve günbatımı aralığına sıkıştıkça her defasında,

bezginlik, kırgınlık, kızgınlık doldukça günler…
O günü beklemek...
Bu denli özlenebilir mi?

Ufka bakarmışçasına hareketsiz kıldığım gözlerimle; aslında

olmayan, hiç olmamış, asla olmayacak bir sevgiliyi vapur

iskelelerinde beklercesine, o günü beklemek…
Hiç gelmeme ihtimali ile boğuşmak…


Hiç gelmeme sanısına kapılıp kıvranmak…
Hiç gelmeme korkusu ile dehşete düşmek…
Hiç gelmeme gerçeği ile yüzleşmek…

Ah gün ışığı, ah!
Her vakti geldiğinde; yeniden dolduğun bu dünyada, bana

yaşamın neresinde kalmış olduğumu hatırlatabilecek misin,

bir gün? Ve günlere bile mektup yazabilecek kadar

divane olan ben: o gün, ışıttığın dünyada, yeterince güç

bulabilecek miyim tırnaklarımda, bıraktığım

yere tutunabilmek için.



Yemek kokuları arasından sıyırıp eteklerimi, rüzgâra

salıverebilecek miyim?

Saçlarım uzayacak mı yeniden?

Yitik yaşamlar görür; tiksinirdim yeniyetmeliğimde. Yitik

yaşamların ahı tuttu sonunda biliyorum! İçlerine düştüm bu

yüzme bilmez kaderimle, birinin kıyısından, diğerininkine

savrulup duruyorum hoyrat, acımasız dalgalarıyla.

O yeniyetmelik ki; arzularımızı besleyip duran bir enerji

yoğunluğundan ibarettir yalnızca. Gün ışığının koca bir

yaz boyunca tüm kış meyvelerini besleyip,

büyüttüğü gibi…



Giderek etlenen, giderek kendi olağan rengine kavuşan,

giderek sulanan kış meyveleri gibi yeniyetmelik arzuları ile

baş başa kalırız yetişkinliğimizin ilk adımlarında. Bildiğimiz

tek şey, cesaretin kırmızı bir tülmüşçesine

örttüğüdür utancı.



Ama bilmeyiz ki; utanç aynı zamanda cılız, masmavi

bir dalıdır güvensizliğin. Bir kez budanabildi mi

bir daha yeşermeyen!

Ah gün ışığı, ah!
Tüm bunların sorumlusu sen misin yoksa?

Sen isen eğer… bu kadar kudretli isen… bu kadar vahşi…

bu kadar soğukkanlı isen; Bu karalanmış defter sayfalarından

kurtarıp; bembeyaz, sonsuz bir boşluğa da

koyabilecek misin kalemimi, söyle?



Sonsuz boşluğu bana, beni sonsuz boşluğa hediye

edebilecek misin, o gün? Kışkırtabilecek miyim en sonunda

seni tüm bu yazdıklarımla?

Pek tabiidir ki; ne, küçük bir derenin ,dingin serin akan

sularında baş vermiş taş parçalarının üzerinden sekip,

ıslanmadan karşı kıyıya ulaşmak gibi kolay olacak tüm bunlar,

ne de; ılık yaz akşamlarının rüzgârları ile bir o

yana bir bu yana, bir ananın kucağına uyumaya yatmış da masum yavrular gibi; hafif hafif sallanan adını bile bilmediğim ağaçların yaprakları kadar olağan hissedeceğim ben kendimi…

Hayatın, üç kuruşluk ruhlarını kafalarından sıyırıp ayırdığı,

kendi kendine adak ettiği kalleşler kadar değerim

olmayacak mı yoksa gözünde?

Bir gün durup,
Bir gün dönüp,
"Yaşamın neresinde kalmıştık?" diyebilecek miyim!
Ya da
"Başlamadığım neler var?"
Başlayıp, bitiremediğim… Hayal bile edemediğim.

Peki ya…
O güne dek, tüm bu yabancı vücutların yükünü

taşıyabilecek miyim, bu sarsak yüreğimde?

Ah gün ışığı, ah!
Giyinmekten, soyunmaktan, susamaktan usanmış olan beni;

o gün geldiğinde yeniden

diriltebilecek misin, söylesene?

Kırmızı'yı yeniden kırmızı yapabilecek misin gözümde?
Sıcağı, yeniden sıcak!

Bir ipliğin, bir iğne deliğinden geçirilmesi gibi olağan

olabilecek mi tüm bu anlattıklarım, sonunda?
O gün,
O gün; ışıttığında, ışıtmandan yorulmamış bu koca dünyayı.

Ben bir parçası olabilecek miyim tüm bu anlattıklarımın.

Çocukluk günlerimi, çocukluk hayallerimi, anamın babamın

bana olan sevgisini çiğ damlalarınla yeşertip

tazeleyebilecek misin, söylesene?



Rüzgârınla, kırmızı tülleri uçurabilecek misin, arzularım

üstünden? Keskin kılıcınla budayıp durmayı

kesecek misin masmavi utançlarımı?

Söylesene!
Bir gün durup,
Bir gün dönüp,
"Yaşamın neresinde kalmıştık?" diyebilecek miyim?


Ya da
"Başlamadığım neler var?"
Başlayıp, bitiremediğim…

Hayal bile edemediğim!



[Resim: imzamm.1zdkum.gif]
[Resim: imzamkedilihlkvk.gif][Resim: imzamkedili2b2knl.gif]

Ölümün karşısında Yaşamak için Tek bahanemsin.
I will always love you

01-14-2020 23:18
kullanıcının web sitesini ziyaret et kullanıcının tüm mesajlarını bul
Yeni Yorum Gönder 


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi