duyuru Güncel Duyurular!
Flatcast Tasarım Kampanyaları!.... Flatcast Tasarım Detayları!....
bilgi mybb

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
PEYGANBER EFENDIMIZDEN ( S .A.S )HAYAT DERSLERI "2"
Konudaki Cevap Sayısı
1
Konuyu Açan Kişi
EFSANE UyGaR
Görüntülenme Sayısı
589
Yeni Yorum Gönder 
 
PEYGANBER EFENDIMIZDEN ( S .A.S )HAYAT DERSLERI "2"
Yazar Konu
EFSANE UyGaR
Çevrimiçi

**********

Yorum Sayısı: 29,092
Üyelik Tarihi: 29-03-2012
Yorum: #1
Gul PEYGANBER EFENDIMIZDEN ( S .A.S )HAYAT DERSLERI "2"
[Resim: ?di=D3PD]

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِين رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
“Ey inananlar! Andolsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir”
[Tevbe Suresi, 128]

فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَـه إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
“Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter; O'ndan başka ilâh yoktur, yalnız O'na güveniyorum; O büyük arşın Rabbidir”
[Tevbe Suresi, 129


[Resim: ?di=53RA]

ÖNDER

Amerikalı araştırmacı-yazar Michael Hart 1982’de yayınladığı ve insanlık tarihinin en önemli yüz kişiliğini konu alan yapıtı "En Etkin Yüz" de birinci sırayı Hz. Muhammed (S.A.S.)’e ayırır. Bu tespit, O’nun peygamberliğini kabul etmeyen birinin, buna rağmen, O’nu dünyanın gelmiş geçmiş en etkin önderi olarak gördüğünün ifadesidir.

Evet, "Lider, önder, büyük insan" vb. isimlerle anlatılan ve üstün karizmaları oluşturan pozitif değerlerin bütününün Hz. Muhammed (S.A.S.)’e ideal kıvama sahip olduğu, hayatını incelemiş olan dost-düşman herkesin ortak yargısıdır.

Kendisine sorulan bir soruya cevap verirken, soruda olmayıp ta soru soranın zihninde bulunması olası varyasyonları da yanıtlayan bütüncül üslubundan, bütün alçak gönüllüğüne rağmen özellikle, ilk kez O’nu göreni şoka sokan doğal heybetine kadar, Hz. Muhammed (S.A.S.) ideal bir toplumsal önderde bulunması gereken bütün doğal ve kazanılmış niteliklere sahiptir.

Bütün hakkında fikir vermek amacıyla bunlardan birkaçına göz atacak olursak, örneğin: Toplum içinde yapılan yanlış ve çirkin davranışları, suçluyu deşifre edip te daha fazla suça itmeden, kalabalığın içinde ve “bazıları” gibi soyut ifadelerle uyarması…

Arapları üstün ırk olarak gören bir takım arkadaşlarını "Arapça hiç kimsenin anası ya da babası değildir. Arapça konuşan herkes Araptır" diyerek uyarması, İslam’ın ırkçılığın her çeşidinden korunması için önlem alması…

Sahip olduğu devlet erkini, kesinlikle kişisel bir çıkarını gerçekleştirme peşinde kullanmaması… Hatta bu sayede halktan vergiyi yine halk için toplama anlayışını insanlık tarihine ilk kazandıran O’dur.

Hz. Muhammed (S.A.S.) inananlar için en büyük kul ve en büyük peygamber, inanmayanlar da dahil O’nu tanıyan herkes için de en büyük insan ve en büyük liderdir.

ZORUNLU YÜRÜYÜŞ
Ordu, Müstalikoğulları kabilesine karşı harekete geçmiştir. Zafer kolaylıkla kazanılır. Fakat dönüş yolculuğunun başlarında yaşanan bir olay büyük bir tehlikenin habercisidir. Bir mola yerinde, Medine’li bir müslümanla Mekke’den hicret etmiş bir diğer müslüman arasında basit bir sebepten bir tartışma yaşanır. Sonra olay hızla büyür ve bir Mekke’li Medine’li tartışmasına dönmeye başlar. Önlem alınmazsa, o güne kadar Müslümanların en büyük maddi güç dayanaklarını oluşturan iç birlik ve kardeşlik ruhu ortadan kalkmak üzeredir. Duruma hızla el koyan Hz. Muhammed (S.A.S.) emir verir. Ordu yürüyüşe geçer. Oysa her zaman molada geçirilen günün en sıcak saatleridir. O gün akşama kadar ve gece boyu hızlı tempoyla yürüyüş devam eder. Ertesi gün öğle saatlerinde nihayet mola izni verilir ama, neredeyse yirmi dört saattir hareket halinde olan orduda hiç kimse dünkü kavgayı devam ettirebilecek güce sahip değildir. Bütün ordu yarı baygın bir biçimde uyuya kalır. Bu arada Hz. Muhammed (S.A.S.) baş gösteren tehlikeyi ortadan kaldıracak girişimlerde bulunmuş, kavganın büyümesi adına en tehlikeli saatler de atlatılmıştır.

ADAM HAKLI
Bir arkadaşından bir miktar hurma ödünç alır. Ödeme zamanı gelince de o an kendi imkanı olmadığı için, Medine’li bir müslümana kendi adına borcunu ödemesini söyler. Fakat Medinelinin verdiği hurmaların kalitesi daha düşüktür. Alacaklı kabul etmez Medine’li kızar. -“Allah’ın Elçisinin verdiği hurmaları mı reddediyorsun?” der. Alacaklı, boynunu bükerek -“Eğer Allah’ın Elçisi'de adaletli davranmazsa, kimden adalet bekleyeceğiz?” diye sorar. Bu durumdan Hz. Muhammed (S.A.S.)’in bilgisi yoktur. Haberdar edilince hüzünlenir, gözleri dolu dolu: -“Adam haklı”, der. Emir verir, hurmalar değiştirilir.

KAN DAVASI
Mescid’te hutbe okurken, müslümanlıkta yeni birisi, ayağa kalkar, kan davası gütmektedir. Hz. Muhammed (S.A.S.)’in sözünü keserek: -“Ey Allah’ın Elçisi!” der ve Mescid’te oturan bir grubu işaret ederek: “Bunların ataları bizim aileden birini öldürmüşlerdi. Bizde karşılık olarak onlardan birinin öldürülmesini talep ediyoruz” Hz. Muhammed (S.A.S.) sakin ama kararlı, cevap verir: -Babanın intikamı oğlu üzerinden alınamaz.

SOPAYI UZATINCA
Arkadaşları arasından savaş ganimetlerinin paylaştırmaktadır. Kalabalık tarafından sıkıştırılır biri de ağırlığını Hz. Muhammed (S.A.S.)’e vererek, yaslanır. O ise elindeki küçük sopa ile yaslanan kişiyi iterek, uyarmak ve etrafını biraz rahatlatmak ister. Fakat kazara sopa adamın ağzının kenarını çizerek, biraz kanatır. Bunu görünce Hz. Muhammed (S.A.S.) ganimet dağıtımına derhal ara verir, sopayı adama uzatarak, onun da aynı şeyi kendisine yapmasını ve ödeşmelerini ister. Tavrı ciddidir. Herkes şaşkınlık içerisindedir. Arkadaşı bir an tereddüt ettikten sonra eliyle sopayı iterek konuşur: -Ey Allah’ın Elçisi! Seni bağışlıyorum.

HİÇ YALAN SÖYLEMEDİN
Görevinin ilk ve en sıkıntılı yıllarıdır. Dinini anlatmak için çaldığı her yüz kapıdan belki biri açılmaktadır. Bir gün yakın akrabalarını Mekke yakınlarındaki bir tepenin eteklerinde toplar, kendi kişiliğinin ve arkada bıraktığı yaşamını peygamberlik iddiasının doğruluğuna delil olarak gösterecektir akrabalarına sorar: -“Şu tepenin arkasında bir düşman ordusu var, baskına hazırlanıyor desem, hiçbir kanıt istemeden bana inanır mısınız? -“Evet” derler, “Çünkü bu güne kadar senin hiçbir yalanına hiç kimse şahit olmadı. Yemin ederiz ki sen “Emin” sin. Konuşmanın devamında ise aynı insanlar davetini ve peygamberliği reddederler belki, ama aslında O’nu onaylamışlardır. Farkında olmadan...

GÜNEŞİ BİR ELİME AYI BİR ELİME
Kureyş’in ileri gelenlerinin korkusu giderek büyümektedir.aldıkları bütün önlemlere rağmen Hz. Muhammed (S.A.S.)’in etrafındaki küme giderek genişlemektedir. Kendi aralarında toplanarak: “Bir kez de tatlılıkla deneyelim” derler. İçlerinden O’nun üzerinde etkili olacağına inandıkları birini seçerek elçi yaparlar. Elçi, Hz. Muhammed (S.A.S.)’in karşısında konuşmaya başlar: -Ey Muhammed, sen bizim tanrılarımızı incittin, içimize tartışma ve bozgunculuk tohumları ektin, dayanışmamızı, birliğimizi bozdun, hepimize üzüntü ve dert getirdin. Eğer zenginlik istiyorsan, seni ülkemizin en zengini yapalım. Güç, iktidar ve liderlik istiyorsan, seni başımız yapalım. İstediğin güzel bir kadın varsa, söyle, hemen senin olacaktır. Eğer hastaysan ve bu peygamberlik iddian ondan kaynaklanıyorsa, en iyi doktorları bulup seni tedavi ettirelim. Elçi bir insanın bu teklifler karşısında dayanmasının imkansız oluşundan aldığı güvenle O’nun cevabını bekleyerek sözünü noktalar. Şimdi söz Hz. Muhammed (S.A.S.)’te dir: -Ben mal istemiyorum. Hükümdarlık arzum da yok. Hatice’den başkasında da gözüm yok. Hastada değilim. Ben sadece Allah’ın aciz bir kuluyum. O Allah ki beni size elçi olarak gönderdi bunu kabul ediyorsanız peşimden gelin. Aksi halde şunu aklınızdan hiç çıkarmayın, güneşi bir elime, ayı diğer elime koysanız bile bu davadan dönmem.

ON BEŞ GÜN SONRA
Bir arkadaşı yanına gelerek, dilenir. Bundan hoşnut olmaz, herkesin kendi ayakları üzerinde durmasından ve kimseye yük olmamasından yanadır. O’nu bir şeyler verip göndereceği yerde, sorar: -Evinde para eder eşyan ver mı? -Örtü ve yatak olarak kullandığım bir çul ve... -Git onları getir! Eşyalar mescide gelince açık artırmayla satışa çıkarılır. İki gümüşe satılır. Hz. Muhammed (S.A.S.) paraları uzatarak: -Bir gümüşle yiyecek al. Diğeriyle de bir balta alarak bana getir. Arkadaşı söylenenleri yapar. Elinde balta ile geldiği sırada Hz. Muhammed (S.A.S.) kendi elleriyle baltaya bir sap hazırlamaktadır. Ve baltayı sapa takarak, arkadaşına uzatır. -“Şimdi ormana git, odun kes ve sat. On beş gün sonra görüşelim” der. Arkadaşı on beş gün sonra gelir. Yüzü gülmektedir. -“Ey Allah’ın Elçisi! 10 gümüş biriktirdim” diyerek paralarını gösterir. Allah’ın Elçisi de gülmektedir şimdi: -Bunlarla biraz yiyecek ve giyecek al. İhtiyaçlarını gör ve unutma, kendi kendine yetmek bir insan için dilenmekten daha onurludur. Dilenmek sadece hasta ve sakat olanlar içindir.

YOLUNU KAYBETTİĞİNDE
Bir göçebe arap müslüman olma niyetiyle gelmiştir. Fakat henüz kararı kesin değildir. Netleştirmek için Hz. Muhammed (S.A.S.)’e sorar. -İnsanları neye çağırıyorsun? -Yalnız Allah’a ibadet etmeye. O Allah ki bir kuraklık olduğunda O’nu çağırırsın. Yeri yeşertir. O Allah ki, çölde olduğunda O’nu çağırırsın. Yolunu buldurur. Gelen adamın bütün soru işaretleri silinmişti. Çünkü Hz. Muhammed (S.A.S.) davet ettiği dini onun anlayacağı bir üslupla anlatmıştır.

BAZEN OLUR
Bir arkadaşı kimseye açamadığı büyük bir sıkıntıyı Hz. Muhammed (S.A.S.)’e getirir. -Ey Allah’ın Elçisi! Karım bir çocuk doğurdu, teni esmer. Ben ise beyazım. Hz. Muhammed (S.A.S.) sorunu anlamıştır. Nezaketi daha ileri gidilmesine izin vermez. Arkadaşının sözünü keserek, bir soru sorar. -Senin develerin var mı? -Evet, var. -Peki, renkleri nedir? -Genellikle kırmızı. -İçlerinde boz renklide olur mu? -Evet, bazen olur. -O boz renk nerden gelmiştir? -Herhalde atalarından birine çekmiştir. -Karının doğurduğu çocuk ta belki atalarınızdan birine çekmiştir. Arkadaşı tatmin olmuş bir vicdan ve mutlu bir yüzle yanından ayrılır.

HZ. FATIMA’YA HİZMETÇİ
Hz. Fatıma (R.A) son derece sıkıntılı bir evlilik yaşamı sürmektedir. Kocası Hz. Ali (R.A)’nin anlatımı ile: “Evimizde hizmetçi yoktu. Bütün işlerini bizzat Fatıma kendisi yapıyordu. Zaten, bütünü bir tek odadan ibaret olan bir hücrecikte kalıyorduk. O hücrecikte, Fatıma ocağı yakar ve yemek pişirmeye çalışırdı. Çok kere, ateşi alevlendirmek için eğilip üflerken, ateşten çıkan kıvılcımlar benek benek elbisesini yakardı. Onun için elbisesi delik deşik olmuştu. Yaptığı sadece bu değildi. Ekmek yapmak, evin ihtiyacı olan suyu taşımak ta onun yüklendiği işlerdendi. Ayrıca değirmen taşını çevire çevire eli, su taşıya taşıya da sırtı nasır bağlamıştı”. O günlerde Medine’ye savaş esirleri getirilir. Bunlar ihtiyacı olan müslümanlar arasında ev işlerine yardım etmeleri için dağıtılmaktadır. Hz. Ali (R.A) eşine: -“Git babandan bir tanede bizim için iste”, der. Hz. Fatıma (R.A) ister. Fakat peygamber babanın cevabı olumsuzdur. -“Kızım” der “Mescid’te yatıp, kalkan, öğrenimle meşgul olan fakir arkadaşlarımın ihtiyacı senden önceliklidir. Kusura bakma onlarınkini gidermeden, senin için bir şey yapamam”

MUHAMMED’İN KIZI FATIMA'DA OLSA
Mekke yeni fethedilmiştir. Mahzumoğulları kabilesinin reisinin kızı hırsızlık yapar. ***ın adı Fatıma’dır. Cezalandırılması için Hz. Muhammed (S.A.S.) getirilir. Fakat günün siyasi dengeleri Mahzumoğullarıyla aranın bozulmamasını gerektirir. Durumun nezaketini değerlendiren bazı arkadaşları araya, Hz. Muhammed (S.A.S.)’in kıramayacağını düşündükleri birini koyarlar. Bu, Hz. Muhammed (S.A.S.)’in evlatlığı Zeyid (R.A)'in oğlu, genç Üsame (R.A)’dir. Yani bir bakıma manevi torunu. Üsame (R.A): -“Ey Allah’ın Elçisi! Bu kadını babasının hatırı için affetseniz” der. Fakat Hz. Muhammed (S.A.S.)’in hayatının en kızgın anlarından biri ile karşılaşır. Cevap şiddetlidir: -Bu istediğiniz şey sizden önceki toplulukların yok edilme sebebidir. Onların içinde de hatırlı ve güçlü biri bir suç işledi mi affedilir, halktan biri işledi mi cezalandırılırdı. Allah’a yemin ederim ki, bu suçu işleyen Mahzumoğullarının reisinin kızı Fatma değil de, Allah’ın elçisinin kızı Fatma olsaydı aynı cezayı verirdim. Emir verir. ***ın cezası uygulanır.

BİZİ ALDATAN
Çarşıyı denetlemektedir. Bir dükkanın tezgahında duran buğday çuvalına elini daldırır. Üsteki buğdaylar iri, parlak ve kalitelidir. Fakat çuvalın içinden eline ıslak ve kötü buğdaylar gelir. Kaşlarını katarak dükkancıya nedenini sorar. -“Böyle yapmazsam satamam” cevabını alınca da -“Bizi aldatan bizden değildir” der. Emir verir, ıslak buğdaylar çuvalın üzerine çıkarılır öyle satılır.

KENDİ ÖNLEMİM
Bedir düzlüğünde İslam’ın ilk ciddi meydan sınavı verilmek üzeredir. Hz. Muhammed (S.A.S.) küçük ordusunu savaş düzeninde yerleştirmiş ve kendinden üç kat kalabalık düşman ordusunun harekete geçmesini beklemektedir. Bu sırada savaş düzenleri konusunda bir uzman sayılan arkadaşlarından Munziroğlu Hubab yanına gelir ve sorar. -Ey Allah’ın Elçisi! Orduyu bu şekilde yerleştirmeni Allah’mı sana emretti? -Hayır, benim kendi önlemim. -Öyleyse ey Allah’ın Elçisi! Ordu yanlış yerleştirilmiş… Ve askerlik bilimi açısından doğrusunu anlatır. Hz. Muhammed (S.A.S.) hiçbir tepki ve kapris eseri göstermeksizin arkadaşının sözüne uyar. Ordunun savaş düzeni değiştirilir. Birkaç saat sonra da İslam ilk zaferini kazanmıştır.


[Resim: ?di=2ARG]


ZEKİ

Bir peygamber olduğu için sahibi bulunduğu üstün zihinsel özellikleri anlatan en doğru deyim "Fetanet" tir. Ama biz günlük konuşma dilimizdeki en yakın anlamlı kelimeyi onun yerine koyarak, biraz anlam aşılmasına uğrama pahasına da olsa, "Zeka" diyoruz.

Beş temel peygamberlik özelliğinden biri olarak sahip olduğu zeka, sağ duyuyla vicdanla dengelenmiş ideal bir durumu gösterir. Aristo’nun "Bir insanı akıl yönünden eğitip te ahlak yönünden ihmal ediyorsanız toplumun başına bir bela hazırlıyorsunuz demektir." İfadesinde işaret edildiği üzere, birçok üstün zeka sahipleri, bu özellikleri başka insani ve olumlu değerlerle dengelemediği için çevrelerinin toplumlarının hatta bütün insanlığın başına bela olmuşlar, birçok felaketler yaşanmasına yol açmışlardır. Bu açıdan bakıldığında Hz Muhammed (S.A.S.) dengenin tam zirvesinde durmaktadır.

Üstün zekası en küçük bir kötüye kullanım, kişisel çıkar ve aşırılık aracı olmamıştır. Hayatında bir kez bile… Tam aksine peygamberlik öncesi hayatında bile Mekke toplumu içinde "El-Emin, Güvenilir" ünvanıyla çağırılmaktadır.

Bütün hayatı boyunca en zor görülen sorunları çözerken dahi rahat, sakin ve doğal bir tavra sahip olmuştur. Ve en zor sorunları da çözmüştür. O’nu peygamber kılan diğer üstünlükleri ile beraber bu özelliğini de göz önünde bulunduran Bernard Sehaw "İnsanlığın sorunlarının üst üstte yığılarak neredeyse çözülemez bir noktaya ulaştığı günümüzde Hz. Muhammed (S.A.S.)’e her zamankinden daha fazla muhtacız. Eğer o aramızda olsaydı bütün bu sorunları, oturup bir fincan kahve içme rahatlığı içinde çözerdi" diyecektir.

HUNEYN’DE MEDİNELİLERLE
Huneyn zaferiyle birlikte akıl almaz boyutlarda ganimet elde edilir. Hz. Muhammed (S.A.S.), bu ganimetin önemli bir kısmını kısa bir süre önce müslüman olmuş ve henüz din kalplerinde sağlamca yerleşmemiş bulunan Mekke ileri gelenlerin arasında dağıttırır. Beklenen etki gerçekleşir. Şimdi Mekke yöneticileri, “Muhammed gerçekten peygamberdir, yoksa bu kadar cömert olamazdı” demektedirler. Fakat bu durum Medine’den gelen bir kaç gencin de yanlış anlamasına neden olur. Küçük bir dedikodu çıkar. Denmektedir ki: -Allah’ın Elçisi kendi halkı ve akrabalarına kavuştu ve galiba artık hep onlarla kalacak. Dedikodu kendisine ulaşınca zaman kaybetmez. Emir verir bütün Medinelileri bir vadiye toplar. Aralarında Medineli olmayan birisinin bulunmasına ise izin vermez. Herkes merak ve heyecanla beklemektedir. -“Ey Medineliler” der, “Duydum ki benim hakkımda bazılarınız, halkına ve akrabalarına kavuştu, artık hep onları tercih edecek demektedir” Böyle ağır ve çirkin bir iddianın O’nun ağzından da tekrarlandığını duyan bütün Medineliler pişman, ağlamaktadır. Özür dilerler. Fakat O sözü bırakmaz. -“Siz” der, “Şaşkınlık içinde, putlara tapan bir topluluk değil miydiniz? Allah benim elimle sizi doğru yola eriştirdi”. -“Evet, ey Allah’ın Elçisi! Bütün minnetimiz Allah’a ve Sanadır”. -“Siz” der, “Birbirine düşman, birbirinin kanını döken paramparça bir halde değil miydiniz? Allah benim elimle sizi birleştirdi, güçlü kıldı”. Pişmanlık ve utanç dalga dalga artmaktadır. -“Evet, ey Allah’ın Elçisi! Bütün minnetimiz Allah’a ve Sanadır”. -“Siz” der, “Fakir, aç, zavallı insanlar değil miydiniz? Allah benim elimle sizi zengin ve onurlu kıldı”. -“Evet, ey Allah’ın Elçisi! Evet!” Bir an durur. Sonra devam eder. -Ama isterseniz şöyle de diyebilirsiniz. Kendi halkın ve akrabaların sana düşman oldular, aralarında barınma imkanı vermediler. Biz bağrımızı açtık, sana ve dinine sahip çıktık. Bir çok Medineli bu sözlerden duyduğu utancın ağırlığı altında şimdi, katıla katıla ağlamaktadır. Artık sözüne son verip, kendilerini bağışlaması için yalvarırlar. O devam eder. -Ya da isterseniz şöyle de diyebilirsiniz. Herkes seni yalanladığı sırada biz doğruladık. Herkes sana düşman olup üzerine yürüdüğü sırada biz canlarımızı, mallarımızı uğrunda, saymadan harcadık, siper olduk... Medineliler daha fazlasını kaldıramayacaktır. Ortalık biraz yatışınca sözü tekrar ele alır. -Yeni müslüman olmuş bazı insanlara sizden biraz fazla mal ve para verdiysem ne olur? O insanlar kendi memleketlerine koyun, deve sürüleriyle dönerken, siz de Medine’ye payınıza Allah’ın Elçisi düşmüş olarak dönseniz... İstemez misiniz? Allah’a yemin ederim ki Allah beni muhacir olarak yaratmış olmasaydı ben Medineli olmayı isterdim. Allah’a yemin ederim ki bütün insanlık bir vadiye gitse, Medineliler bir vadiye gitse, ben Medinelilerin yanında olurdum. Sonuçta, büyümeye yatkın bir toplumsal sorun daha işin başında ve kökünden halledilmiştir.

ANNEN OLSAYDI
Müslümanlardan bir genç zina etmek için izin ister. Kendince mantıklı bir gerekçesi de vardır. Bu sayede namuslu kadınlar onun tehlikesinden korunmuş olacaklardır. Hz Muhammed (S.A.S.) sorar: -İstediğin şeyin başkalarının annenle yapmalarını kabul eder misin? -Vallahi, hayır! -Başkaları da anneleri için böyle bir şeye razı olmazlar. -Kızın için kabul eder misin? -Vallahi, hayır! -Başkaları da kızları için böyle bir şeye razı olmazlar. -Kızkardeşin için kabul eder misin? -Vallahi, hayır! -Başkaları da kızkardeşleri için böyle bir şeye razı olmazlar. Gencin sağduyusuna seslenerek, izin istediği şeyin gerçekte ne kadar kötü ve çirkin olduğunu gösterir. İkna eder. Sonra -“Yaklaş”, der. Elini gencin kalbinin üzerine koyarak dua eder. -Ya Rabbi! Bunun günahlarını affet, kalbini temizle, günahtan koru. Genç o günden sonra bir namus örneği olarak yaşar.

KAÇ TANRIYA İNANIRSIN
Mekke’deki ilk ve en sıkıntılı yıllardır. Kendisine iman edenler, henüz bir avuçtur. Bu bir avuçtan bir tanesi de İmran (R.A.)’dır ki, babası Hüseyin Mekke’nin en akıllı, en iyi konuşan insanlardan biri kabul edilir. Oğlunun da müslüman olduğunu duyunca onu bu kötülükten geri çevirmek ve Hz Muhammed (S.A.S.)’i, tartışıp mat ederek başlattığı bölücülüğü (!) bitirmek için O’nun yanına gider. İyi hazırlanmıştır, sorar: -Nedir bu duyduklarımız! Bizim tanrılarımız reddediyormuşsun. Oysa senin baban, deden ve ataların herkesle beraber bu tanrılara inanıyordu. Ve onlar akıllı, şerefli insanlardı. Hz Muhammed (S.A.S.): -“Şimdilik senin atalarını da, benim atalarımı da bir kenara bırak” der ve devam eder “Sen kaç tanrıya inanıyorsun?” -Sekiz -Bunların kaçı yerde kaçı gökte? -Yedisi yerde biri gökte (Allah) -Sana bir musibet gelirse kime dua edip, yardım dilersin? -Göktekine -Malın helak olursa, kime dua edersin? -Göktekine -Rızkı kimden istersin? -Göktekinden -Hastalanınca şifayı kimden beklersin? -Göktekinden -Yalnız o senin duanı kabul ettiği halde diğerlerini ne diye ona ortak ediyorsun? Hüseyin, şaşırmıştır. -“Şimdiye kadar böyle bir kimse ile hiç konuşmamıştım” der. Hz Muhammed (S.A.S.) son hamlesini yapar. -Hüseyin, müslüman ol ki kurtulasın. Hüseyin: -O zaman ben kabileme ve akrabalarıma ne derim, yüzlerine nasıl bakarım? -De ki: “Allah’ım benim için en doğru yolu göster” Hüseyin müslüman olur. Oğlu İmran sevinçle babasının boynuna sarılır. Hz Muhammed (S.A.S.) manzarayı mutluluktan ağlayarak seyrederken, Allah’a hamdetmektedir.

YERSEN RIZKINDIR
Medineli yahudilerden biri karşısına çıkar, elinde bir parça ekmek vardır. Çevrelerini, yahudi, müslüman, putperest, münafık birçok insan sarmış onları izlemektedir. Yahudi ekmeği göstererek sorar: -Ey Muhammed! Bu benim rızkım mıdır? Tuzak bellidir. Hz Muhammed (S.A.S.) “Evet” derse, ekmeği yemeyip atacak... “Hayır” derse, bu defa yiyecek ve her durumda O’nu yalanlayıp, insanlar karşısında küçük düşürmeye çalışacaktır. Hz Muhammed (S.A.S.) uzun boylu düşünmeden cevap verir: -Eğer yersen rızkındır!

BİR HALKIN EFENDİSİ
Mescidde arkadaşlarıyla beraberdir. İçeri hızla yabancı bir ulak girer. Elinde önemli bir diplomatik mektup bulunmaktadır. Medine’nin ve müslümanların tamamen yabancısı olan ulak soluk soluğa sorar. -Bu halkın efendisi kimdir? O sırada Hz Muhammed (S.A.S.) ayaktadır ve oturmakta olan arkadaşlarına kendi eliyle ikramda bulunmaktadır. Ulağın sorusunu duyunca hiç düşünmeden cevap verir. -Bir halkın efendisi ona hizmet edendir. Hiç düşünmeden verilen bu cevapla, ulağın sorusunu cevaplamış, arkadaşlarına ve tüm müslümanlara nezaket dersi vermiş ve siyaset felsefesinde önemli bir prensip koymuştur. Hem de hiç düşünmeden bir anda, aynı cümleyle...

BİZİ SEN YÖNET
Necran hristiyanlarını temsil eden bir heyet Kendisini Medine’de ziyaret etmektedir. Hz İsa (A.S)’nın Allah’ın olduğu iddialarını tekrarlayıp, bunu Hz Muhammed (S.A.S.)’in de onaylamasını isterler. O ise mantık ve sağduyuya davet eder. -Allah’ın ölmeyeceğini ve İsa’nın ölmeye mahkum olup öleceğini bilmiyor musunuz? -Evet, biliyoruz. -Rabbimizin her şeyin koruyucusu ve rızıklandırıcısı olduğunu bilmiyor musunuz? -Evet -İsa, bunlardan herhangi birini yapabilir mi? -Hayır -Ne yerde ne gökte hiçbir şeyin Allah’a gizli kalmadığını bilmiyor musunuz? -Evet -İsa bunlardan hiçbir şeyi bilir mi? -Hayır -Rabbimizin dilediği şekilde İsa’yı ana rahminde suretlendirdiğini, ne yemek yediğini ne su içtiğini, ne de abdest bozduğunu bilmiyor musunuz?” -Evet -Her anne gibi, İsa’nın da annesinin de ona hamile olduğunu, sonra her annenin çocuğunu doğurduğu gibi onu doğurduğunu, sonra her çocuk gibi emzirildiğini, yemek yiyip su içtiğini ve abdest bozduğunu bilmiyor musunuz? -Evet -Öyleyse iddia ettiğiniz gibi nasıl olacaktır? Necran hristiyanları bakakalırlar. Müslüman olmazlar, fakat “Bizi sen yönet” derler. O da arkadaşlarından birini onların başlarına vali olarak tayin eder

[Resim: ?di=2ET1]

ŞEFKATLİ

Yaşadığı dünya, kısa bir süre öncesine kadar, uygarlığın temsilcisi kabul edilen Roma İmparatorluğu'nda insanların, toplumun çoğunluğundan ve devletin istediğinden başka bir şeye inandıkları için arenalarda canavarlara parçalattırıldığı, zafer kazanan Romalı komutan başkentte adına düzenlenen zafer yürüyüşüne komuta ederken, yendiği rakip ordunun komutanının da törenle boğdurulduğu bir dünyadır.

İçinde doğduğu toplum ise, uzun söze ne gerek, insanların kendi çocuklarını hiç vicdanları titremeden kendi elleriyle öldürebildikleri bir toplumdur. Hem de yüzlerce kez... Öyle ki cahiliyye Arap toplumunda bu vahşete isyan eden insanlardan bir teki bile kişisel gayretleri sonucunda 400 küsur kız çocuğunu öldürülmekten kurtarabilmiştir. Vahşet o derece yaygındır. Ünlü şair Mehmet Akif'in deyimiyle "İnsanlık yırtıcılıkta canavarları geçmiştir. Bir insan dişsizse onu kardeşleri yemektedir."

Varlığıyla, insanlığın bütün olumlu ve üstün değerlerinde bir devrim meydana getiren Hz Muhammed (S.A.S.), sergilediği şefkat örnekleriyle de zihinleri ve vicdanları alt-üst eder. "Bana aranızdaki zayıfları arayıp bulun, çünkü sizin geçinmeniz, size yardım edilmesi, yalnız aranızda zayıfların bulunması yüzündendir", der.

Son günlerde kalbinin katılaştığından şikayet eden bir arkadaşına, bir yetimin başını okşamasını tavsiye eder.

Kendisine ve arkadaşlarına, dinlerinden ötürü en zalim ve kötü davranışlarda bulunan topluluklara beddua etmesi istendiğinde onların doğru yolu bulmaları için dua eder, hem de defalarca...

Savaşlardaki şefkati ise bütün diğerlerini bastırır. Herhangi bir insanın doğası gereği en katı, düşüncesiz belki de zalim olması gereken savaş meydanları Hz Muhammed (S.A.S.)’in şefkat noktasında en inceldiği anlara şahitlik ederler. Düşmana İslam teklif edilmeden, saldırılmasını yasaklar. Savaşçı olmayan kadın, çocuk, yaşlı, hasta vb. unsurların öldürülmesini yasaklar. Esirlere iyi davranılmasını emreder. Arkadaşları savaşlarda canlı ele geçirdikleri düşmanlarına, kendileri sadece hurma yedikleri halde, has buğday ekmeği yedirirler.

Savaşta ve barışta, kişisel ve toplumsal boyutlarda insan vicdanlarında öyle bir şefkat madenini açığa çıkartır ki, O'nun yaşadığı çağda yaşananlar bir daha insanlık tarihinde tekrarlanamaz, 21. yy.da bile...

FAKİR HIRSIZ
Medine'de kıtlık yaşanmaktadır. Aç bir müslüman bir bahçeye girerek ağaçlardan hurma toplar ve yer. Fakat bahçe sahibi tarafından yakalanır. Dövülür ve yediği hurmalara karşılık olarak elbiselerine el konulur. Sonra da fakir *** yanında kendini döven ve soyan bahçe sahibi olduğu halde, Hz Muhammed (S.A.S.)'in yanına gelir. Fakir *** gördüğü davranıştan ötürü bahçe sahibini şikayet eder. Hz Muhammed (S.A.S.) her ikisini de dikkatle dinledikten sonra bahçe sahibine döner: -O cahildi, sen ona öğretmeliydin; o açtı, sen onu doyurmalıydın. Bahçe sahibi önce fakir ***ın elbiselerini iade eder sonra da ona attığı dayağa bedel olarak kendi ambarından yüz seksen kilo buğday verir.

DÜŞMANA YARDIM
Mekke'nin tahıl ihtiyacının bütününü karşılayan Hamame isimli bir kabile reisi müslüman olur. Ve Mekke'ye tahıl satışını durdurur. Aniden açlık tehlikesiyle yüz yüze kalan Mekkeli putperestler önce Hamame'ye başvururlar. Fakat sonuç olumsuzdur. Bunun üzerine, son çare olarak Hz Muhammed (S.A.S.)’e bir elçi heyeti gönderirler. -"Eğer", derler "Senden bir çare bulamazsak, hepimiz açlıktan kırılırız." O, Mekkelilerin üç yıl boyunca kendiyle beraber bütün müslümanlara bir tek buğday tanesi bile vermediklerini hatırına getirmez. Müslüman arkadaşlarıyla beraber kendisine sadece "Rabbim Allah’tır" dedikleri için, vatanlarında hayat hakkı tanımayıp, göç etmek zorunda bıraktıklarını düşünmez. Kendisini defalarca öldürmeye kastettiklerini dikkate almaz. Defalarca ordu düzüp Medine'ye yürüdüklerini unutur. Unutur ve Hamame'ye emreder Mekke yeniden tahılına kavuşur.

CANINA AZAB ETMESİN
Yaşlı birinin develeri üzerindeki iki oğlunun arasında yaya olarak Kabe'ye gittiğini görür. Sebebini sorar. Öğrenir ki bu yaşlı adamın bir adağıdır. Fakat güçlükle yol alabilmektedir. Kendisine haber gönderir. -Allah bu kişinin kendi canına azab etmesine muhtaç değildir. Söyleyin bir deveye binsin.

TAİF AÇ KALINCA
Mekke'nin fethinden sonra Taif’i kuşatmıştır. Kuşatma uzayınca Taif'te açlıktan ölümler başlar. Düşman teslim olmak üzere olmasına rağmen, kuşatmayı kaldırır. Halkının açlıktan ölümü sayesinde bir şehri teslim almaya gönlü razı değildir. O Taif ki yıllar önce O'nu taş ve tükürük yağmuruna tutarak, kendi anlatımıyla “Hayatının en acı gününü” yaşatmış bir şehirdir.

HZ ZEYNEB’İN KATİLİ
Esved Oğlu Habir, kızı Hz Zeyneb'in katilidir. Hz Zeyneb, Mekke'den Medine'ye, babasının yanına hicret etmeye çalışırken yolu, içlerinde Habir’in de bulunduğu bir grup Mekke’li putperest tarafından çevrilir ve Habir elindeki mızrakla Hz Zeyneb'i devesinden düşürür. Hamile olan Zeynep düşük yapar ve bir süre sonra bu nedenle ölür. Mekke fethedilince, kendisinden Zeyneb'in intikamının alınacağı korkusuyla saklanan ve İran’a kaçma hazırlıkları yapan Habir’e haber gönderir. Can güvenliği verir. Huzuruna gelince de bağlılık yeminini kabul eder ve bağışlar.

ŞEFKATİN ZİRVESİ UHUD
Uhud, İslam'ın ikinci büyük meydan savaşıdır. Taktik açıdan bir yenilgiyle sonuçlanan Uhud, başta Hz. Muhammed (S.A.S.) olmak üzere bütün müslümanların çok acı çektikleri bir yerdir. Bu acılardan Hz. Muhammed (S.A.S.)’in payına, sevgili arkadaşlarından onlarcasının şehit edilişini ve ordusunun dağıtılışını görmek gibi en büyüklerinin yanında, üzerine yetmiş sefer kılıç savrulması, dişlerinin kırılması, yanağının yarılması ve diş etine demir parçalarının saplanması gibi göreceli olarak daha küçükleri de düşer. Büyük, küçük bu acıların hepsinin birden yaşandığı en sıcak dakikalarda, sığındığı dağın yamacında ellerini kaldırır ve bütün bunlara neden olan Mekkeli putperestler hakkında dua eder: -Allah’ım benim hakkımı bağışla. Çünkü onlar gerçeği göremiyorlar. Eğer görselerdi böyle yapmazlardı. Bir yandan da yanağından ve dişlerinden dökülen kanları eliyle silerek, toprağa düşmelerine engel olmaya çalışmaktadır. Bu durum dikkatlerinden kaçmayan bazı arkadaşları daha sonra sorar: -Ey Allah'ın Elçisi! Niçin kanınızın toprağa dökülmemesi için o kadar uğraştınız? -Allah'ın kanunudur. Bir toplum kendilerine rahmet olarak gönderilmiş bir peygamberi, kanı toprağa dökülecek ölçüde yaralarsa, kendilerine mühlet tanınmaz. Toptan yok edilirler."

ŞEHİD ÇOCUĞU
Uhud’ta şehid düşen bir müslümanın oğlu, aynı gün akşamüstü yaralı ve acılı Hz. Muhammed (S.A.S.)’e sorar. -Babam nerede? -Baban şehid düştü. Şehid çocuğu ağlamaya başlar. Hz. Muhammed (S.A.S.), başını okşar, kucağına alır ve çocuğa sorar: -İster misin? Ben baban olayım, Ayşe'de annen olsun.

İSLAMA ÇAĞIRDINIZ MI?
Medine’ye yeni getirilmiş savaş esirlerini görür... Ve onları esir alan birlikte bulunan arkadaşlarına sorar: -Bunları İslam’a çağırdınız mı? “Hayır” cevabını alınca durumu kesinleştirmek için bir kez de esirlere sorar: -Sizi İslam’a çağırdılar mı? Onlardan da “Hayır” cevabını gelince, emreder, esirler serbest bırakılır ve ülkelerine iade edilirler.

YEMEDİĞİNİZİ FAKİRLERE VEREMEZSİNİZ
Bir arkadaşı yemesi için bir keler (çölde yaşayan bir canlı) hediye eder. Fakat o alışkın olmadığı için keler yememektedir. Bunu bilen Hz Ayşe (R.A.), keleri o sırada kapıda yiyecek isteyen bir fakire vermek için O'nun iznini ister. O ise izin vermez: -Kendi yemediğinizden fakirlere veremezsiniz.

BABACIĞIM, BABACIĞIM
İslam öncesi Araplarda kız çocukları öldürme adeti yaygındır. İslam’ın ilk sırada ve şiddetle yasakladığı toplumsal alışkanlıklardan biri olan bu adeti, yıllar sonra bir arkadaşı nasıl uyguladığını Hz. Muhammed (S.A.S.)’in önünde anlatır: -Ey Allah’ın Elçisi! Ben de kız çocuklarımı kendi ellerimle gömmüştüm. Bunlardan birinde, kızımın elinden tuttum götürdüm ki kızın, tam da gelişip çarpıcı bir hal aldığı çağdaydı. Çöl de uzaklaşa bildiğim kadar uzaklaştım. Bir kör kuyunun başına gelmiştik. Ben eğildim bir şey arıyormuş gibi kuyunun içine bakmaya başladım. Anlatımın burasında Hz. Muhammed (S.A.S.) ağlamaya başlamıştır. Adam devam eder: -Aniden sırtına bir tekme indirdim. Baş aşağı kuyuya yuvarlanırken “Babacığım, babacığım” diye feryat ediyordu. Hz. Muhammed (S.A.S.) şimdi katıla katıla ağlamaktadır. Bu hali karşısında duruma müdahale etmek zorunda kalan arkadaşları, adamın ağzını kapatarak, onun mescidden dışarı çıkarırlar.

FARZ OLMASIN DİYE
Hz. Ayşe anlatmaktadır. Allah’ın Elçisi bir gece mescidde nafile namaz kılar ve bir kaç kişi de kendisine uyar. Ertesi gece yine kılar, bu kez cemaat artmıştır. Üçüncü gece cemaat daha da artmış olarak mescitte beklemektedir. Fakat Hz. Muhammed (S.A.S.) gelmez. Ertesi gün de gelmeyişinin nedenini açıklar: -Toplandığınızı gördüm. Fakat beni size katılmaktan alıkoyan şey, bu ibadetin size farz kılınmasından korkmam oldu.

BİR SÜT KUZUSU
On sekiz aylık oğlu İbrahim kucağında can çekişmektedir. Son derece üzgündür. Gözyaşlarıyla İbrahim’i yıkamakta, son kez olarak öpüp, koklamaktadır. -O, meme emerken ölen, bir süt kuzusudur. Ama Allah’ın takdiri karşısında elden ne gelir.

BENDEN DAHA YOKSUL
Bir arkadaşı Ramazan ayında oruçlu iken büyük bir günah işler. Sonra Hz. Muhammed (S.A.S.)’in yanına gelerek nasıl affedilebileceğini sorar. Hz. Muhammed (S.A.S.): -Bir köle azad edebilir misin? -Hayır, param yok. -Aralıksız altmış gün oruç tutabilir misin? -Ey Allah'ın Elçisi! bu durum oruçlu iken başıma geldi. -Altmış fakiri doyurabilir misin? -Gücüm yetmez. -Öyleyse benimle beraber bekle. Allah bir kolaylık yaratıncaya kadar... Arkadaşı oturup mescidde beklemeye başlar. Ve az sonra da bir Medineliden hediye olarak bir sepet hurma gelir. Hz. Muhammed (S.A.S.) hurma sepetini bekleyen arkadaşına uzatır. -Al bunu, yoksullara dağıt ta, günahına kefaret olsun. -Ey Allah’ın Elçisi!, bütün Medine'de benim ailemden daha yoksul bir aile tanımıyorum. Allah'ın Elçisi’nin yüzünde bir gülümseme yayılır. -Peki öyleyse ailene götür de siz yeyin.

ON GÜMÜŞ
Cebinde on gümüş vardır. Medine çarşısından bir gömlek satın alır, dört gümüş verir. Kapıda bir fakir yeni aldığı gömleği ister, verir. Dönüp dört gümüşe ikinci bir gömlek alır. İki gümüşü kalmıştır. Az sonra yolda ağlayan küçük bir kız çocuğu görür. Yanına yaklaşır nedenini sorar. Küçük kız bir hizmetçidir. -Ev sahibim bana un almam için iki gümüş vermişti, kaybettim. Cebindeki son iki gümüşü de ona verir: -"Ağlama" der, "Unu bununla alabilirsin" Hizmetçi kız yine de huzursuzdur. Bu sefer de: -Eve geç kaldığım için beni dövmelerinden korkuyorum. Hz. Muhammed (S.A.S.) küçük kızı elinden tutar, önce unu alırlar. Sonra da küçük kızın hizmet ettiği eve giderler. Ev sahibi akşam saatinde kapılarına gelen bu sürprizden şaşkın ve sevinçlidirler. O, küçük hizmetçiyi göstererek: -“Geç kaldığı için cezalandırılmaktan korkuyordu. Sakın onu dövmeyin” der. Şaşkınlığını hala atamamış ev sahibi, cevap verir. -“Ey Allah’ın Elçisi! Sizin evimizi onurlandırmanıza neden olduğu için siz şahid olun ben onu azad ediyorum, artık hürdür”. Hz. Muhammed (S.A.S.) bunun üzerine ellerini açarak Allah'a hamd eder. -Allah’ım şu on gümüş ne kadar bereketli imiş. Onunla bana ve bir yoksula birer gömlek giydirdin. Bir kız çocuğunu sevindirdin ve hürriyetini kazanmasını sağladın.

ALLAH’IN GÜCÜ SENİN GÜCÜNDEN
Birisi kölesini kamçıyla dövmektedir. Hz. Muhammed (S.A.S.) arkadan sessizce yaklaşır ve dövene seslenir. -Şunu iyi bil ki, Allah’ın üzerindeki gücü senin bu zavallı köle üzerindeki gücünden daha büyüktür. Tepeden tırnağa korku kesilen efendi, sarsılır, elindeki kırbaç yere düşer. Hz. Muhammed (S.A.S.)’e yönelerek: -Ey Allah'ın Elçisi! Sen şahid ol ben bu köleyi azad ediyorum. Hz. Muhammed (S.A.S.) tekrar seslenir: -Eğer böyle yapmasaydın cehennemde kavrulurdun.

YÜZYİRMİ KOYUN
Bazı yolculukları sırasında kendisine hizmet eden arkadaşlarından Ebu Zür’a (R.A.) anlatmaktadır: Bir yolculukta beni de devesinin terkisine bindirmişti. Zaman zaman deveyi hareketlendirmek için kullandığı kamçı farkında olmaksızın benim bacağıma da çarpıyor ve canımı yakıyordu. Bir süre sonra durumu farketti ve sordu: -Ey Ebu Zür’a, yoksa kamçım sana da mı değiyor? Ben, mahçup cevap verdim: -Evet ey Allah’ın Elçisi! Sesini çıkarmadı. Bir süre sonra kendisine ait savaş ganimetlerinin bulunduğu bir yere vardık. Oradaki koyunlardan yüzyirmi tane ayırarak bana hediye etti ve: -“Ey Ebu Zür’a” dedi, “Bu koyunlar yolda farkında olmaksızın canını yakmış olmama karşılıktır”

SEVENİN SEVGİLİSİ
Evlatlığı Zeyd Mut’e savaşında şehit düşer. Haber Medine’ye ulaştığı gün, şehid evlatlığın evi ve çocukları Hz. Muhammed (S.A.S.) tarafından ziyaret edilir. Zeyd’in küçük kızı taze olan baba acısıyla O'nun eteğine sarılır ve ağlamaya başlar. Hz. Muhammed (S.A.S.)'de bir yandan küçük yetimleri kucaklamakta diğer yandan da sesli olarak hıçkır hıçkıra ağlamaktadır. Yanında bulunan bir arkadaşı dayanamayıp, sorar: -Ey Allah'ın Elçisi! Bu nedir?" -Bu, sevenin sevgilisini özleyişidir.

MEKKE’NİN FETHİ
Mücadelesinin kendi yaşamıyla sınırlı olan bölümünün zirvesini yaşamaktadır. Dinini anlatmasına izin verilmeyen baba ocağı, ana yurdu Mekke, O’na ve İslam’a duyulan düşmanlığın başkenti, karargahı Mekke, şimdi tepeden tırnağa silahlı on bin müslüman askerden oluşan ve o günün Arabistan şartları içinde süper büyüklüğe sahip olan bir ordu tarafından beş koldan fethedilmektedir. Ordu Mekke’yi çepeçevre kuşatarak konaklamıştır. Gecedir... Kamp ateşleriyle Mekke dağları pırıl pırıldır. Her askere bir ateş yakması emredilmiş ve karanlık Mekke on bin ışıkla kuşatılmıştır. Şehri terk eden başdüşman Ebu Süfyan elinden tuttuğu küçük oğluyla beraber önüne gelir, hemşehrisinin zayıf tarafını çok iyi bilmektedir. -Allah’a yemin ederim ki ya beni affedersin ya da şu çocukla beraber kendi canıma kıyarım. Yıllarca düşmanı olan kişi şimdi kendinin ve oğlunun canını aracı yaparak, bağışlanma istemektedir. Bağışlanır... Ertesi gün sabah namazından sonra ordu harekete geçer. Mekkeliler gördükleri manzaranın heybetinden donup kalmıştır. Mekke’nin yöneticisi Ebu Süfyan bir tepenin üzerinde yanında Hz. Muhammed (S.A.S.)’in amcası Hz Abbas olduğu halde dalga dalga Mekke’den içeri giren müslüman ordusunu seyretmektedir. Her geçen bölüğün kimler ve hangi kabile olduğunu Hz Abbas’a sormakta ve aldığı cevapla hayreti git gide büyüyerek hayranlığa dönüşmektedir. Bir süre sonra sabırsızlıkla. -Hz Muhammed (S.A.S.) daha geçmedi mi? diye sormaya başlar. Ve en sonunda devesi Kusva’nın üzerinde savaş zırhına bürünmüş Hz. Muhammed (S.A.S.) görünür. Allah’ın kutsal ilan ettiği bir şehre ancak alçakgönüllülükle girebileceğini göstermek için iki büklüm olmuş, başı eğerinin kaşına değmektedir. Allah’a hamd etme durumundadır. Bu sırada yanında bulunan Medineli kumandanlardan Ubade Oğlu Sad, Ebu Süfyan’a dönerek seslenir. -Bugün ana baba günüdür. Bugün Uhud’un intikamını alma günüdür. Bugün Kureyş kabilesinin onurunu iki paralık etme günüdür. Bugün helak etme günüdür. Hz Muhammed (S.A.S.) bir el işareti ile Sad’ı susturur ve şöyle seslenir: -Bugün merhamet ve acıma günüdür. Bugün Kureyş’in onurunu yüceltme günüdür. Bugün Kabe’ye ve Mekke’ye saygının zirveye çıkacağı gündür. Sonra emir verir, Sad’ı komutanlıktan alır. Yerine Sad’ın oğlunu atar. Çok az kan dökülür ve Mekke teslim olur. Öğle sıcağı bastırmıştır. Arkadaşları sorarlar. -Ey Allah’ın Elçisi! Nerde dinlenmek istersiniz?" Yüzünde acı bir tebessüm yayılır. Kendi evini, baba ocağını hatırlar. Fakat o ev yıllar önce sadece üzülsün ve duyunca kendisine işkence olsun diye kuzeni Akil tarafından yıkılıp, yerle bir edilmiştir. -“Akil”, der “Bize dinlenecek ev mi bıraktı?” Fakat hiç kimse Akil’in kılına bile dokunmayı düşünmez. Akil de bütün putperest Mekke halkı gibi güvence verilenlerdendir. Dokunulmazlığı vardır. Ama yıllar boyunca yaptıkları her çeşit zulüm, baskı, işkence ve düşmanlığın karşılıksız ve intikamsız kalmasına Mekke halkı bir türlü inanamamaktadır. Gerçekten kendilerine dokunulmayacağına ve intikam alınmayacağına emin olabilmek için Kabe’deki putları henüz temizlemiş olan Hz. Muhammed (S.A.S.)’i Kabe’nin kapısında karşılayıp, önünü keserler. Çekingen, utangaç ve ürkektirler. Hz Muhammed (S.A.S.) eğik duran başların bu sessizlikleriyle ne demek istediklerini çok iyi anlamıştır. -“Benimle sizin durumunuz” der, “Hz Yusuf ile kardeşlerinin durumu gibidir”. O kardeşlerine nasıl: “Bugün size herhangi bir azarlama yoktur. Allah sizi bağışlasın. Zira O merhametlilerin en merhametlisidir” dedi ise ben de aynı şeyi söylüyorum. Gidin, serbestsiniz. Akşama kadar bütün Mekke müslüman olmuştur. Ve ertesi gün askeri güç, artık ona ihtiyaç kalmadığı için Mekke’nin dışına çıkarılır. Fakat Mekke’nin fethedileceği anlaşıldığı zaman, şehir dışına, uzaklara kaçanlar vardır. Bunlar Hz. Muhammed (S.A.S.)’i tanımayan, hiç bir şefkat ve bağışlama gücünün kendilerinin affına yetmeyeceğine inanan “ağır suçlulardır”. Bir tanesi Hz. Muhammed (S.A.S.)’in amcasının katili Vahşi'dir. Arkasından haberci gönderir, dönüp müslüman olmasını ister. Vahşi ürkektir. Mektubunda: -“Ya Muhammed!” der, “Sen kim adam öldürür, ya da Allah’a ortak koşar ya da zina ederse cezaya çarpılır, kıyamet gününde azabı katmerleşir ve azab içinde hor ve hakir olarak kalır diye söylüyorsun. Halbuki ben bunların hepsini yaptım. Benim için hala bir kurtuluş yolu olabilir mi?” Bu cevap üzerine Kur’an’da Furkan Suresi’nin 71. ayeti indirilir. Hz. Muhammed (S.A.S.) indirilen ayeti yazdırır ve Vahşi’ye yollar: “Meğer ki, tevbe ve iman edip iyi amel ve davranışlarda bulunan kimseler ola. İşte Allah bunların günahlarını iyiliklere çevirtir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir”. Vahşi bununla da tatmin olmaz. -Ya Muhammed! “Tevbe, iman ve iyi amel” ağır bir şarttır, olabilir ki gücüm yetmez. Bu cevaba cevap yeni inen Nisa suresinin 48. ayetinden gelir: “Şüphesiz ki Allah kendisine eş tanınmasını bağışlamaz. Fakat bunun dışında kalan günahları dilediği kimse için bağışlar”. Vahşi gene ikna olmamıştır. Yeni bir mektup yazar. -“Ya Muhammed!” der, “Bundan ‘Eğer Allah dilerse buyruğunu yapacaktır’ anlamı çıkmaktadır. Ben bilmiyorum, Allah benim hakkımda böyle bir şey dileyecek mi?” Bunun üzerine Zümer Suresinin 53. ayeti indirilir: “De ki Ey kendilerinin aleyhinde günah sınırını aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok merhametli, çok bağışlayıcıdır.” Vahşi: -“İşte şimdi oldu”, der. Mekke’ye gelir ve müslüman olur. İnsanlar sorarlar: -Ey Allah'ın Elçisi! Bütün bu müjdeler sadece vahşi için mi, yoksa hepimize mi? O cevaplar: -Hepinize Önceki yıllarda, Bedir’de öldürülen yakınlarının intikamını almak için Medine’ye Hz Muhammed (S.A.S.)’i öldürsün diye suikastçiler göndermiş olan Kureyş’in ulularından Ümeyye oğlu Safvan’da kaçaklardandır. Kendisini ikna edip, geri getirmek üzere, Hz Muhammed (S.A.S.)’e suikastçi olarak gönderdiği Umeyr Oğlu Vehb gönderilir. Yanında, Hz. Muhammed (S.A.S.)’in “dokunulmazlık” sözünün belgesi olarak verdiği sarığı vardır. Savfan güvenir ve geri döner. Fakat İslam’a henüz hazır değildir. Hz. Muhammed (S.A.S.)’in karşısında durur. -“Bana iki ay izin tanı. Dinini kabul edip etmemek için düşüneyim”, der. Hz. Muhammed (S.A.S.) cevap verir: -İki ay değil dört ay izin, sana Dört ay olmadan Savfan kendi isteğiyle müslüman olur. Örnek kaçakların üçüncüsü, Bedir'de öldürülünceye kadar İslam ve Hz. Muhammed (S.A.S.) düşmanlığının başını çekmiş ve O’nun tarafından “Bu Ümmetin firavunudur” diye tanımlanmış olan Ebu Cehil’in oğlu İkrime’dir. İkrime de çok işler yapmıştır. Öyle ki, Hz Muhammed (S.A.S.) onun hakkında da “Ondan çektiğimi babasından çekmedim” diyecektir. İkrime’yi ikna edip geri döndürme görevini de eşi üstüne alır. Yemen sahilinde, gemiye binmiş ve Afrika’ya geçmek üzereyken kendisini yakalar. Mekke’ye döndürür. İkrime’nin içeri girmekte olduğu söylenince Hz Muhammed (S.A.S.) yanında oturan arkadaşlarını uyarır. -Sakın babası aleyhinde konuşup, kendisini rencide etmeyin. İkrime içeri girer. Hz. Muhammed (S.A.S.) kendisini kucaklayarak karşılar. -Süvari muhacir, “Hoş geldin” der. Yanına oturtur. Gördükleri, duydukları ve yaşadıkları karşısında şaşıran İkrime söz verir. -Ey Allah’ın Elçisi! Sen şahid ol bugüne kadar senin dinini engellemek yolunda harcadığım gayretin ve paranın en az iki katını ona hizmet etmek için harcayacağım. İkrime sözünde durur. Yıllar sonra, Hz Ömer /R.A.)'in halifeliği döneminde Orta Doğu'nun müslüman oluşuna yol açan Yermuk savaşında bir yudum su içmeden şehid olan üç mücahitten biri de İkrime’dir. Vücudunda yetmiş tane kılıç yarası sayarlar.

[Resim: ?di=53RA]


Mutluluğun Resmini Çizemem Ama?
Acının Heykelini Bile Dikerim...!
01-11-2013 22:37
kullanıcının web sitesini ziyaret et kullanıcının tüm mesajlarını bul
TRTURKA
Çevrimdışı

**********

Yorum Sayısı: 25,232
Üyelik Tarihi: 26-03-2012
Yorum: #2
PEYGANBER EFENDIMIZDEN HAYAT DERSLERI "2"
ALLAH razi olsun ** süper ve anlamli paylasim tebrikler

Mutluluğun Resmini Çizemem Ama?
Acının Heykelini Bile Dikerim...!
01-11-2013 23:02
kullanıcının web sitesini ziyaret et kullanıcının tüm mesajlarını bul
Yeni Yorum Gönder 


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZDEN (S,A,S) HAYAT DERSLERI "4" EFSANE UyGaR 1 437 01-11-2013 23:08
Son Yorum: TRTURKA
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZDEN (S .A.S) HAYAT DERSLERI"3" EFSANE UyGaR 1 621 01-11-2013 23:07
Son Yorum: TRTURKA
Gul PEYGANBER EFENDIMIZDEN (S.A.S)HAYAT DERSLERI 1, EFSANE UyGaR 1 500 01-11-2013 23:01
Son Yorum: TRTURKA

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi