duyuru Güncel Duyurular!
Flatcast Tasarım Kampanyaları!.... Flatcast Tasarım Detayları!....
bilgi mybb

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
PEYGAMBER EFENDIMIZDEN (S .A.S) HAYAT DERSLERI"3"
Konudaki Cevap Sayısı
1
Konuyu Açan Kişi
EFSANE UyGaR
Görüntülenme Sayısı
620
Yeni Yorum Gönder 
 
PEYGAMBER EFENDIMIZDEN (S .A.S) HAYAT DERSLERI"3"
Yazar Konu
EFSANE UyGaR
Çevrimiçi

**********

Yorum Sayısı: 29,092
Üyelik Tarihi: 29-03-2012
Yorum: #1
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZDEN (S .A.S) HAYAT DERSLERI"3"
[Resim: ?di=D3PD]

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِين رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
“Ey inananlar! Andolsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir”
[Tevbe Suresi, 128]

فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَـه إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
“Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter; O'ndan başka ilâh yoktur, yalnız O'na güveniyorum; O büyük arşın Rabbidir”
[Tevbe Suresi, 129

[Resim: ?di=JQBZ]


BABA

Bütün çocuklara karşı derin bir ilgisi vardır. Karşısındaki bir yetişkinmişçesine ciddiyet gösterir, değer verir. Hata, yaramazlık yaptıkları zaman çocuk olduklarını düşünür. Geleceğin insanını, onda olması gereken bütün pozitif değerleriyle yetiştirdiği bilinci en detay davranışlarına kadar kendini hissettirir. Bir gece evlerinde misafir kaldığı sırada, torunu Hasan (R.A.) uyanarak su ister. Hz. Muhammed (S.A.S.), kızından önce davranarak bardağı uzatır. Bu arada Hüseyin (R.A.)’de uyanmış, ve o da su istemektedir. Ama Hz. Muhammed (S.A.S.) özellikle önce Hasan (R.A.)’a verir. Durum dikkatinden kaçmayan Hz Fatma (R.A.) sorar: - "Babacığım, Hasan (R.A.)’ı daha mı çok seviyorsunuz?” - "Hayır” der, "Fakat o önce istemişti."

Peygamberlik görevine başladığı sırada, içinde yaşadığı toplum kız çocuklarını diri diri toprağa gömmektedir. Bundan kurtulduğu için şanslı sayılabilecek olanlar ise ömürleri boyunca mal gibi alınıp satılan, insanla-hayvan arası bir canlı muamalesi görerek yaşarlar...

Sonra bu toplum Hz. Muhammed (S.A.S.)'in başta kendi kızları olmak üzere bütün kız ve kadınlara karşı davranışlarını şaşkınlıkla izler... Nasıl olmaları gerektiğini öğrenirler. “Bağış ve ihsanlarda” der, "Çocuklarınızın arasını eşit tutun" ve ekler, "Eğer ben birini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım."

Manevi torunu Üsame (R.A.)’nin yüzündeki kiri temizlerken bir yandan da onu sevip "Eğer Üsameciğim kız olsaydı" der, ""O'nu güzel giyindirir, takılarla, küpelerle süslerdim"

Arkadaşlarının anlatımıyla Medine'li kız çocuklarından birisi elini tuttuğunda, onunla kız elini bırakıncaya kadar dolaşır...

Kız torunu Ümame, bir çok kez, namaz kılarken kollarıyla boynuna dolanmış, sırtında asılı durmaktadır. Her rekatta Ümame özenle yere konur, ayağa kalkarken tekrar sırta alınır...

Kızları evlendikten sonra her karşılaştıklarında O’nun tarafından alınlarından öpülür, ağladıkları zaman O’nun elleriyle gözyaşları silinir... Her dertlerini peygamber babalarına rahatça anlatırlar... Örneğin bir gün bir tanesi yanına gelerek başka bir kız kardeşinin kocasının kendi kocasından daha iyi olduğunu söyleyerek, içini döker, ağlar... Hz. Muhammed (S.A.S.) ilgi ve şefkatle dinler...

Toplumun kız çocukları konusundaki eğitimini sadece davranışlarıyla örnek olarak bırakmaz... sözleriyle de pekiştirir. "Eğer bir kimse kız çocuğu olur da onu diri diri gömmezse, hor görmezse ve erkek çocuklarını ona tercih etmezse Allah onu Cennete kor"

Kız veya erkek bütün çocukları bütün insanların en değerlileri ve en sevgilileri olarak kabul eder... Adetidir, kendisine bir hediye getirildiğinde onu o sırada yanında bulunanların en gencine verir... Çocuk kokusu için "Cennet Kokusu" der. Namazda, secde sırasında sırtına çıkan torunu düşüp incinmesin diye secdeden kalkmaz, çocuk kendiliğinden ininceye kadar bekler, secde o kadar uzar ki, arkasında saf tutmuş arkadaşları daha sonra "Ey Allah'ın Elçisi!" derler, "Size bir şey olduğunu veya vahiy geldiğini zannetmiştik"

Torunu kucağındayken akıtmaya başlayınca, hemen almak isteyen annesine izin vermez. Çocuk rahatsız olmasın diye "Bırak oğlumu tamamlasın" der. "Çocuğu olan onunla çocuklaşsın" der. Koşu yarışı yapan çocuklar görünce O’da aralarına karışıp, onlarla beraber yarışır. Kazananı ödül olarak devsinin üzerine alır ve Medine sokaklarında gezdirir.

Karıncaya varıncaya kadar bütün canlılara karşı şefkatle dolu olan yüreğinde çocukların yeri özeldir... Ağlamalarına bile dayanamaz. "Kim ağlayan çocuğunu susturuncaya kadar gönlünü alır, hoş davranırsa, Allah ta ona cennette memnun olacağı kadar nimet verir" der...

İBRAHİM’İ ZİYARET
Hizmetçisi Enes (R.A.) O’nu “Aile efradına ondan daha şefkatli davranan bir insan görmedim” sözleriyle anlatır... Hayatının son yıllarında dünyaya gelen oğlu İbrahim'i, bulunduğu süt annenin evinde sık sık ziyaret eder... Burası Medine’nin kenar mahallelerindendir ve süt annesinin kocası da bir demirci ustasıdır. Evin içi de çoğu kez demirci ocağından gelen dumanla doludur. Her ziyarette İbrahim'i kucağına alır ve uzun uzun koklayarak öper. Bu sırada bütün Arap yarımadasını hakimiyeti altında bulunduran bir devletin başkanıdır.

AĞLAYAN BİR ÇOCUĞUN SESİ
Mescid’te sabah namazını kıldırmaktadır. Genellikle yaptığı uygulama, farz olan iki rekatta, namazın ruhuna uygun bir biçimde, ağır ağır 100 ayet okuyarak uzun bir namaz kıldırmak iken o sabah çok kısa sürede namazı tamamlar ve selam verir. Arkadaşları sorar: - Ey Allah’ın Elçisi! Bugün neden namazı hızlı kıldırdın? - Ağlayan bir çocuğun sesini duydum. Ana – babasının üzüleceğinden endişelendim.

BEN ŞAHİT OLMUYORUM
Çocuklarından yalnızca bir oğluna bağışta bulunmak isteyen bir baba Hz. Muhammed (S.A.S.)’in yanına gelerek bu olaya şahitlik etmesini ister. Hz. Muhammed (S.A.S.) bütün çocuklarına bağışta bulunup bulunmadığını sorar, - “Hayır” cevabını alınca - “Hepsinden eşit olarak iyilik görmek ister misin?” der Adam “Hay hay tabi ki” diye cevaplar. Bunun üzerine Hz. Muhammed (S.A.S.): - O halde ben şahit olmuyorum, der ve ekler, “Çocuklarınız arasında adaletli olun”

BEN DE SİZİ SEVİYORUM
Maddi olarak son derece sıkıntılı geçen Hicret yolculuğu bitmiş, Medine’ye girilmektedir... Medineli müslüman kız çocukları O’nu “Dolunay doğdu üzerimize Veda tepelerinden” şarkısıyla karşılamaktadır. Tam önlerinden geçerken Hz. Muhammed (S.A.S.) sorar: - “Küçük kızlar beni seviyor musunuz?” Küçük kızlar “Evet” diye çağrışırlar. O’da mutluluktan bütün yüzüne yayılan bir tebessümle konuşur: - “Ben de sizi seviyorum”

O’NA ŞEFKAT DUYUYOR MUSUN?
Bir arkadaşı kucağında çocuğuyla Hz. Muhammed (S.A.S.)’in yanına gelir. Sık sık çocuğuna sarılmakta, onu öpüp koklamaktadır. Hz. Muhammed (S.A.S.) bu görüntü karşısında gülümseyerek sorar: - “Sen ona şefkat duyuyor musun?” Arkadaşı “Evet” deyince de: - “İşte sen ona nasıl şefkat duyuyorsan, Allah'ta senin bu şefkatinden daha çok sana şefkat duyar”

CENNETİ HAK ETMİŞTİR
Aç bir anne kucağında iki küçük kızıyla beraber Hz. Ayşe (R.A.)’den yiyecek bir şeyler ister. Peygamber ve devlet başkanı Hz. Muhammed (S.A.S.)’in evinde üç tane hurmadan başka yiyecek yoktur. Kızlarına birer hurma yediren anne, üçüncüyü de kendi yemek üzereyken aç çocuklar ellerini uzatarak onu da yemek isterler. Ve anne verir. Hz. Ayşe (R.A.) akşam olduğunda hala olayın etkisi altındadır. Nihayet eve gelen Hz. Muhammed (S.A.S.)’e de anlatır. Hz. Muhammed (S.A.S.) yutkunarak konuşur: - “O anne bu hareketiyle cenneti hak etmiştir”

HOŞ GELDİN KIZIM
Soyunun kıyamet kopuncaya kadar kendisinden devam edeceği ve yedi çocuğu içinde kendi vefatından sonraya kalan -altı ay- tek avladı olan kızı Hz. Fatma (R.A.), Hz. Muhammed (S.A.S.)’in kalbinde çok özel bir yere sahiptir. Yanına her girdiğinde mutlaka ayağa kalkarak karşılar. - “Hoş geldin kızım” diyerek öper, elinden tutarak yanına oturtur. Fatma’da babasına karşı aynı şekilde davranır. Kızına duyduğu sevgiyi ifade ederken: - “Fatma benim parçamdır, ona eziyet veren bana eziyet vermiş olur” Beş-on sene öncesine kadar küçücük kız çocuklarını kendi elleriyle öldüren insanlardan oluşmuş bir toplum da onları seyretmektedir. Kız çocuğunun gerçekte ne değerli bir nimet olduğunu anlayarak...

KIZ – ERKEK AYRILINCA
Hizmetçisi Enes (R.A.) anlatır... Bir adam Hz. Muhammed (S.A.S.)’in yanında oturuyordu. Bir ara adamın oğlu geldi. Adam oğlunu dizlerine oturtarak öpüp, sevmeye başladı. Biraz sonra kızı da geldi. Adam ise onu yanına oturtarak hiç ilgilenmedi. Allah'ın Elçisi’nin yüzü değişmişti, sert bir tonla sordu: - Niçin ikisini bir tutmadın?

BANA DOĞRU KOŞUN
Kuzeni Cafer ve amcası Abbas’ın hemen hemen aynı yaşlarda olan çocuklarını karşısına alarak: - “Bana doğru koşun. Sizden kim önce yanıma varırsa ona şunu şunu vereceğim” der. Onlar da O’na Hz. Muhammed (S.A.S.)’e doğru koşarak göğsüne ve sırtına kapanırlar. Hz. Muhammed (S.A.S.) de hepsini öperek, kucaklar... Hayatı boyunca bir çok defa...

ANAM BABAMSINIZ
İranlı arkadaşı Selman anlatmaktadır. Öğleye yakın bir vakitti. Mescid’te oturuyorduk. Hasan (R.A.)’la Hüseyin (R.A.)’in kayboldukları haberi geldi. Kendisiyle beraber herkes Medine ve etrafına dağılarak, çocukları aramaya başladık. Nihayet ben bir dağın eteğinde onları buldum. Birbirlerine korku içerisinde sarılmışlar, kıpırdamadan az ötelerinde duran bir yılana bakıyorlardı. Yılan ise başını onlara doğru uzatarak, dilini çıkarmış, tıslıyordu... Allah’ın Elçisine seslendim, hemen geldi. Durumu görünce yılanın üzerine seğirtti ve yılan kaçtı. O da torunlarının yanına döndü. Şimdi elini yüzlerine sürerek korkularını gidermeye çalışıyor bir yandan da: - “Anam babamsınız, Allah katında ne kadar değerlisiniz” diyordu. Çocukların korkusu yatışınca her birini bir omuzu üstüne alarak yavaş yavaş Medine’ye doğru yürümeye başladı.

KÜÇÜK ADAM ORADA MI?
Sadık arkadaşı Ebu Hüreyre ile bir gün Hz. Fatma (R.A.)’nın evine giderler. Torunlarını görmek, sevmek istemiştir. Kapıdan girer girmez, Hasan (R.A.)’ı arayarak: - Küçük adam orada mı? Küçük adam orada mı? diye sorar. Badi badi koşarak gelen torununu kucaklarken bir yandan da dua etmektedir. - “Ey Allah’ım! Ben onu seviyor sevenleri sevmeni diliyorum”

ONLARA MERHAMET EDİYORUM
Manevi evladı Zeyd’in oğlu Üsame (R.A.)'yi bir dizine, torunu Hasan (R.A.)’ı bir dizine oturtur. Başlarını birbirlerine yasladıktan sonra kendi başını da onlarınkine dayar ve Allah’a yönelir: - ‘Ey Allah’ım! Onlara merhamet etmeni diliyorum. Çünkü ben onlara merhamet ediyorum”

BENİM ÇİÇEKLERİM
Bir gece Hz. Muhammed (S.A.S.)’i ziyaret eden bir arkadaşı kendini şaşırmaktan alamaz. Hz. Muhammed (S.A.S.)’in elbisesinin içinde kıpırdayan bir şeyler vardır. Elbise açılınca sır anlaşılır. “Benim çiçeklerim” diyerek sevdiği Hz. Hasan (R.A.) ve Hüseyin (R.A.)... Onları kucağına oturtarak dua eder: - “Bunlar benim oğullarım, benim kızımın oğulları! Ey Allah'ım ben onları seviyorum, senin de onları ve onları sevenleri sevmeni diliyorum”

NE GÜZEL SÜVARİLER
Kızı Hz. Fatma (R.A.) O'na iki torun vermiştir. Hasan (R.A.) ve Hüseyin (R.A.)... Torunlarına olan ilgisini her ortamda ve rahatça sergileyen Hz. Muhammed (S.A.S.) kendisinden deve almasını istediklerinde, o an için bu dileği yerine getirebilecek parası bulunmadığından dört ayak olur ve şakayla karıştırarak: - “Haydi binin” der “Bundan iyi deve mi olur?” Başka bir gün sırtında Hasan (R.A.)'la Hüseyin (R.A.) ata binme oyunu oynarlarken Hz. Ömer (R.A.)’le karşılaşırlar... Peygamber aşığı Hz. Ömer (R.A.) çocuklara: - “Ne güzel bineğiniz var” der. Hz. Muhammed (S.A.S.) cevap verir. - “Onlar da ne güzel süvariler”

DÜŞE KALKA YÜRÜYÜŞLERİNE
Mescid’in minberine çıkmış kendini pür dikkat dinleyen binlerce mümine seslenmektedir. Kapıda kırmızı gömlekleri içinde düşe kalka yürümeye çalışan iki bebe görünür. Başlar o yana dönmüştür. Fakat kimse Allah Elçisinin hutbesini yarıda kesmeye cesaret ederek çocukları almaya davranamamaktadır. Hz. Muhammed (S.A.S.) hutbeye ara verir, minberden iner, onları kucaklar. Ve minbere geri dönerek kaldığı yerden devam eder. Bu arada kendisini dinleyenlerden de özür dilemeyi de ihmal etmez. - Şu iki çocuğun düşe kalka yürüyüşlerine baktım ve hutbemi kesip onları yukarıya almaktan kendimi alıkoyamadım.

BEN BABAN AYŞE'DE ANNEN
Bir bayram sabahı camiden evine dönmektedir. Sokakta bayramlıklarını giyinmiş, oynayan çocuklar görür. Fakat bir tanesinin durumu dikkatini çeker. Kenarda oturmuş, kirli ve eski elbiseler içinde diğerlerini seyretmektedir. Hz. Muhammed (S.A.S.) yanına yaklaşır... - "Oğlum" der "Sen niçin arkadaşlarına katılmıyorsun" Çocuk hüzünlü, cevap verir ... - "Ey Allah'ın Elçisi! Ben yetimim..." Hz. Muhammed (S.A.S.) için bu kadarı yeterlidir... Çocuğu elinden tutar, evine götürür. Orada yetim yıkanır, yeni elbiseler giydirilir, yedirilir, cebine para konur, sevindirilir... Sonra Hz. Muhammed (S.A.S.) onun yüzünü avuçları içine alarak, - Benim baban, Ayşe'nin annen, Hasan'la Hüseyin'in de kardeşlerin olmasını ister misin? - Evet, ey Allah'ın Elçisi evet ... Sevinç içinde ok gibi fırlayan çocuk, diğerlerinin arasına karışmıştır. Bu hızlı değişimi merak eden arkadaşları sorar ... - Ne oldu sana böyle ... Yetim cevaplandırır: - Allah'ın Elçisi babam, Ayşe annem, Hasan'la Hüseyin de kardeşlerim oldu...

NE YAPSIN ENES
On yaşından yirmi yaşına, Hz. Muhammed (S.A.S.)'in vefatına kadar hizmetine bakan, günlük işlerini gören zeki ve yaramaz bir Medinelidir. .. Malik oğlu Enes (R.A.) ... Bu on yıllık uzun süre Enes (R.A.)'in yaramazlıklarıyla doludur. Kendi anlatımıyla, Hz. Muhammed (S.A.S.) beni çarşıdan bir şey almaya gönderirdi. Ben sokakta oynayan çocukları görünce onlarla oyuna dalardım ve ne alacağımı unuturdum. Sonra sus pus O'nun huzuruna gelirdim. O beni böyle mahcup ve ürkek görünce: "Ne yapsın Enes, O'nun elinde birşey yok ki, ona yapacağı işi Allah unutturuyor" der ve gönlümü alırdı. Bu günlerden birinde Enes (R.A.)'in haylazlık katsayısı bir hayli yükselir ve gönderildiği iş için kendi içinden: “Allah'a and olsun ki gitmeyeceğim” der. Sonra pişman olur, yola koyulur ve sokakta oynayan çocuklarla karşılaşınca da unutur. Oyuna dalar. Bir süre sonra bir el onu ensesinden yakalamıştır... Dönünce karşısında Hz. Muhammed (S.A.S.)'i görür, gülümseyerek: - "Enesçiğim" demektedir "Gönderdiğim yere gittin mi?" Enes (R.A.) de "Evet ey Allah'ın Elçisi" der. "Şimdi oraya gidiyordum... " Hz. Muhammed (S.A.S.) hiçbir şey söylemeden gülümsemeye devam eder. Yaşlılığında Hz. Muhammed (S.A.S.)'li yıllarının değerlendirmesini yaparken, Malik oğlu Enes (R.A.) şöyle diyecektir: - Küçük yaşta yanına girdim ve tam on sene hizmetinde bulundum. Bana bir defa olsun sövmedi, beni bir defa olsun dövmedi. Yaptığım bir hatadan dolayı "niçin bunu yaptın?" veya ihmal ettiğim, yapmadığım bir işten dolayı "niçin bunu yapmadın" diye kızmadı, azarlamadı. Yüzüme karşı yüzünü somurtmadı."

BİR EZAN DA BURADA OKU
Ebu Mahzure isimli bir çocuk müezzinin taklidini yaparak ezanla alay etmektedir. Hz. Muhammed (S.A.S.) onu yanına çağırır ve ezanla alay edildiğini fark etmemiş gibi ciddi ve yumuşak bir tavırla: - "Haydi bir ezan da burada oku," der. Utanç içinde kalan Ebu Mahzure bu kez bütün yeteneğini zorlar, özenerek bir ezan okur. Eksik ve yanlışlarını düzelten Hz. Muhammed (S.A.S.), cebine bir kaç kuruş koyar, eliyle de sırtını sıvazlayarak: - "Mübarek olsun", der. Ebu Mahzure gördüğü iltifat ve bağışlama karşısında hala şaşkındır. Mekke'de müezzinlik yapmak için izin ister ve alır. Yıllar boyunca Mekke'nin müezzinliğini o yapacaktır.

ÇOCUĞU KANDIRMA
Medine'de bir anne sokağa kaçan çocuğunu eve getirebilmek için "Gel bak sana ne vereceğim" demektedir. Olaya şahid olan Hz. Muhammed (S.A.S.) sorar: - Çocuğa ne vereceksin? Anne "Hurma vermek istediğini" söyleyince de uyarır: - Dikkat et! Sana gelir ve ona bir şey vermeyecek olursan senin için bir yalan günahı yazılır"

[Resim: ?di=7I8X]

CÖMERT

Arkadaşları cömertliğini, "Denizin dalgalarına" benzeterek anlatırlar. Sadece bu özelliğiyle gerçekten peygamber olduğuna kanaat getirerek, müslümanlığı kabul edenler olmuştur. Başka ihtiyaç sahiplerini kendine tercih ederken bir kez bile tereddüt ettiğine dair bir örnek bilmiyoruz.

Abdullah oğlu Cabir (R.A.) bu özelliğini "Kendisinden bir şey istenince 'Hayır" dediği görülmemiştir." diyerek anlatır. Kendi de "Uhud dağı altın olsa ve benim olsa, üç günden fazla elimde tutmaz, hepsini dağıtırdım" demektedir. Nitekim bütün yaşamı da bu iddianın ciddiyetini kanıtlayan örneklerle doludur.

Medine dışından gelen zekat altınlarını dağıttıktan sonra, elinde kalan altı adet altın yüzünden o gece uyku uyuyamaz. Ertesi sabah onları da dağıttıktan sonra "İşte şimdi içim rahat etti" der.

Bir gün ikindi namazını kıldırdıktan hemen sonra hızla, safları yararak evine gider. Geri döndüğünde telaşının sebebini soran arkadaşlarına: - Evde bir miktar altın olduğunu hatırladım ve beni meşgul etmesin diye dağıttım, diyerek cevap verir.

Son dakikalarında bütün nakit serveti olan yedi gümüşü parmakları arasında çevirirken: - Muhammed Allah'a, yanında bunlar olduğu halde kavuşursa... demektedir. Emreder beşi fakirlere, ikisi de eşlerine dağıtılır. "Biz peygamberler miras bırakmayız" demiştir. Vefatından sonra az miktardaki bütün mal varlığı da devlet hazinesine dahil edilir.

Huneyn savaşının sonunda kişisel payına; kırk bin koyun, yirmi dört bin deve, altı bin esir, on iki bin kilo gümüş düşer. Hepsini dağıtır. Hayatının geriye kalan azıcık kısmını da, çoğu kez, evde yiyecek bir şey olmadığından, oruca niyetlenerek geçirir.

Bir gün yetmiş bin gümüş zekat parası gelir. O ana kadar hiç bu kadar çok paraya bir seferde sahip olmamıştır. Paranın hepsini bir hasırın üzerine döker ve tamamını ihtiyaç sahiplerine dağıtmadan da yerinden kalkmaz.

Kendisine üç kilo hurma ile birkaç da salatalık hediye eden bir arkadaşına, altın, gümüş ve incilerden yapılmış bir avuç dolusu mücevherle karşılık verir.

Hz. Muhammed (S.A.S.)'in cömertliğini, yaşadığı karşısında gözlerine, kulaklarına inanamayan yeni bir müslüman şöyle tanımlar: - Gerçekten Allah'ın Elçisi olduğunda şüphe yok. Çünkü sırtını Allah'ın sonsuz gücüne dayandırmamış bir insan böylesine cömert olamaz, bu kadar hesapsız veremez...

İKİ ALTINDAN KURTULMAK
Bilal-i Habeşi (R.A.) anlatır: Allah'ın Elçisinin hesaplarını ben takip ediyordum. Bir fakir kendisinden yardım istediğinde bana emreder, eğer elimizde para yoksa birinden borçlanarak o fakirin ihtiyacını görürdük. Bu durumu bilen ve Hz. Muhammed (S.A.S.)'e de sempatisi olduğu zannedilen zengin bir putperest bir gün bana: -"Eğer borç para ihtiyacınız olursa, sağa sola gitme hepsini ben karşılayayım", dedi. Biz de onun sözüne ve iyi niyetine güvenerek öyle yapmaya başladık. Borcumuz bir hayli kabarmıştı. Ve zengin putperest gerçek niyetini ortaya koydu. Çarşıda rastladığı bir sırada bana: -"Ey zenci", diye bağırdı. -"Ne var", dedim. -"Ay başına kaç gün kaldı biliyor musun?" dedi. -"Biliyorum, az kaldı", cevabını verince -"Hele bir ay başı olsun görürsün", dedi. "O gün alacaklarıma karşılık seni rehin edip, yeniden köle yapacağım." Bu tehdit çok ağırıma gitmişti. Hemen Allah'ın Elçisi'nin yanına varıp durumu anlattım. O da üzüldü. Fakat Allah'a tevekkül etti ve derhal bir çare aramaya koyuldu. Ben çıkıp eve gittim. Fakat o gece üzüntümden gözümü kırpmam mümkün olmadı. Sabah namazı vakti, Allah'ın Elçisinin beni çağırdını söylediler. Hemen kalkıp gittim. Yüzü gülüyordu. Bana kapıda duran üzeri mal yüklü dört deveyi göstererek: -"Müjde ey Bilal" dedi "Bunlar az önce Fedek hükümdarından hediye geldi. Hemen satıp borçlarımızı ödeyelim." Derhal emrini yerine getirdim. Başta o putperest olmak üzere hiç kimseye hiçbir borcumuz kalmadıktan sonra gelip durumu kendisine de haber verdim. Bana: -"Bir şey arttı mı?" diye sordu. -"Evet ey Allah'ın Elçisi! İki altın kaldı!" dedim. -"Beni o iki altından da kurtar. Sen onları da ihtiyaç sahiplerine vermedikçe ben eve gitmem", dedi. O sırada mescidde oturuyordu. Bütün Medine'yi araştırmama rağmen ertesi gün akşama kadar o iki altını da verebileceğim gerçek ihtiyaç sahiplerini bulamadım. En sonunda Medine'ye henüz gelmiş iki yoksul yolcu için alışveriş yaparak onları da elimden çıkardım. Ve mescide gelip durumu Allah'ın Elçisine bildirdim. O da Allah'a hamd ederek, iki günlük bekleyişten sonra, nihayet kalkıp evine gitti.

NE GÜZEL BİR HIRKA
Bir gün hanım müslümanlardan biri kendi eliyle ördüğü bir hırkayı getirip O'na hediye eder. Sırtında yeni hırkasıyla arkadaşlarının arasında mescidde oturmaktadır. Arkadaşlarından biri hırkayı çok beğenir ve Hz. Muhammed (S.A.S.)'in herkesçe bilinen cömertliğinden de cesaret alarak, -Ey Allah'ın Elçisi! Bu ne güzel bir hırka! Bana hediye eder misin? Hz. Muhammed (S.A.S.) hiç sesini çıkarmadan ve tavırlarıyla da herhangi bir hoşnutsuzluk ifade etmeden hırkayı sırtından sıyırır ve ona uzatır.

DÜĞÜN YEMEĞİ
Arkadaşlarından biri evlenmektedir. Fakat adet olan düğün yemeğinde ikram edebileceği hiçbir şeyi yoktur. Durumu haber alan Hz. Muhammed (S.A.S.) evindeki unun tamamını ona hediye eder. Kendi evinde hiç yiyecek kalmaz.

SÜTÜN HEPSİ MİSAFİRİN
Uzaktan gelen bir misafir Hz. Muhammed (S.A.S.)'in evinde gecelemektedir. Akşam yemeği olarak da sadece biraz keçi sütü vardır. Misafir hepsini içer. Kendilerine hiçbir şey kalmadığı için Hz. Muhammed (S.A.S.) ailesi geceyi aç geçirirler. Şikayet etmezler.

BUNUNLA EMROLUNDUM
Bir gün yanına fakir bir göçebe arap gelir. Kendisine bir şeyler vermesini ister. Fakat o gün Hz. Muhammed (S.A.S.)'in mal ve para cinsinden hiçbir şeyi yoktur. -"Şu an sana verecek bir şeyim yok. İhtiyacın ne ise onu benim adıma satın al. Sonra ben o borcu öderim", der. Fakir sevinerek çıkar, gider. Fakat yanındaki arkadaşları kendisini bu kadar zorlamasına üzülmüşlerdir. Bir tanesi, ayağa kalkar: -Ey Allah'ın Elçisi! Bu şahıs daha önce de iki-üç kez geldi, senden bir şeyler istedi verdin. Şimdi ise elinde hiçbir şey yok. Gücünüzün yetmediği bir sorumluluğu herhalde Allah size yüklemez! Duydukları kendisini hoşnutsuz etmiştir. Sonra başka bir arkadaşı da ayağa kalkıp, konuşur: -Ey Allah'ın Elçisi! Dilediğin kadar ver! Arş'ın sahibi olan Allah beni fakir eder diye de korkma! Yüzünde bir tebessüm yayılır. Sözünü herkese duyurur: -İşte ben de bununla emrolundum.

HEPSİ BİZİM OLDU
Hz. Ayşe (R.A.) anlatır: Bir gün bir koyun kesmiş ve bir bud dışında bütün eti dağıtmıştık. Allah'ın Elçisi: -"Koyunu ne yaptınız?" diye sordu. Ben bir bud dışında hepsini dağıttığımızı söyledim. -"Ey Ayşe" dedi, "Demek ki bir bud dışında hepsi bizim oldu"

DEVE ZİYAFETİ
Amr oğlu Nuayman (R.A.) en şakacı arkadaşlarındandır. Ne var ki şakaları herkesin kaldırabileceği cinsten de değildir. Bir gün mescide namaz kılmaya giren bir göçebe arabın devesini keser... Mescidden çıkınca devesini yerde kesilmiş olarak gören arap ağlayıp, bağırmaya başlar. Gürültüye toplanan insanlar Hz. Muhammed (S.A.S.)'e: -"Ey Allah'ın Elçisi! Bunu yapsa yapsa Nuayman yapar", derler. Nuayman (R.A.) bulunur ve suçunu itiraf eder. Kendisine "Niçin?" diye sorulduğunda ise, Hz. Muhammed (S.A.S.)'e dönerek utangaç bir tebessümle: -"Ey Allah'ın Elçisi!" der, "Siz nasıl olsa devenin bedelini ödersiniz diye düşünüp, hepimize bir ziyafet çekelim istedim."

BORCUNU İKİ KAT
Birisinden yüz yirmi kg. ödünç tahıl almıştır. Alacaklı sıkışınca gelip borcunu ister. Hz. Muhammed (S.A.S.) yüz yirmi kg. borcuna karşılık olarak verir. Sonra bir yüz yirmi kg.da kendisine darda kaldığı bir zamanda borç vererek iyilik etmiş olduğu için hediye olarak verir.

[Resim: ?di=Z0VX]

HOŞGÖRÜ

Kızının katilini, bağışlar. Amcasının katilini bağışlar. Yardımlarını istemek üzere gittiği halde kendisini taş ve tükrük yağmuruyla karşılayan Taif'i de bağışlar.

Eline her türlü fırsat geçince bile intikamdan uzak duruşu, bağışlaması ve hoşgörüsüyle de ayrı bir insanlık zirvesinde durmaktadır.

O'nun bu özelliği sayesinde getirdiği din ve o dinin bağlıları yüzyıllar boyunca bütün dünyada hoşgörünün sembolü işlevini yürütmüştür. Modern insanın, 20 yy. ortası gibi yakın bir geçmişte milyonlarca sivil, masum insanı sadece belli bir dine ve ırka ait olduğu için boğazlamış olması gerçeğine karşın, O'nun dini ve ümmeti yüzyıllardır dünyanın her yerinde etnik veya manevi kimliklerinden ötürü baskı gören, hor tutulan insanların sığındıkları son ada olmuştur.

Müslüman toplumuna bu kültürü, İslam tarihine bu karakteri kazandıran temel dinamik Hz. Muhammed (S.A.S.)'in söz ve davranışlarıyla gerçekleştirip, öğrettiği "Hoşgörü Devrimi" dir.

YAHUDİYDİ İNSANDI
Medine'de meydanlık bir yerde arkadaşlarıyla oturmaktadır. Önlerinden bir cenaze alayı geçer alayın her şeyinden belli olmaktadır ki bu bir Yahudi cenazesidir. Hz. Muhammed (S.A.S.) cenaze geçinceye kadar, kalkarak ayakta bekler. Arkadaşları şaşkın, "Belki de durumu anlayamamıştır" düşüncesiyle uyarırlar: -Ey Allah'ın Elçisi! Bu bir yahudidir. Yani müslüman değildir. Yani ayağa kalkmanız gereksizdir. Oysa ki Hz. Muhammed (S.A.S.) başından beri her şeyin farkındadır, cevap verir. -Fakat aynı zamanda bir insandır.

ABDULLAH'LA UĞRAŞMAYIN
Arkadaşları aralarından birini O'na şikayet ederler. Bu Huzafe oğlu Abdullah (R.A.)'tır. -"Çok şaka yapar ve boş şeylerle uğraşır", derler. Hz. Muhammed (S.A.S.) üzerinde durmaz. -Abdullah'la uğraşmayın. Çünkü O Allah'ı ve Allah'ın Elçisini gerçekten seven bir kimsedir.

SARHOŞA LANET
Bir çok kez sarhoş yakalanmış bir müslüman yine aynı durumda Hz. Muhammed (S.A.S.)'in önüne getirilir. O sırada yanında bulunanlardan biri dayanamaz, sarhoşa dönerek: -"Allah sana lanet etsin", der. Hz. Muhammed (S.A.S.), kaşları çatık, yüzü gergin, lanet okuyana seslenir: -Ona lanet okumayın. Allah'a yemin ederim ki, ben onu tanıyalı beri o hep Allah ile Allah'ın Elçisini sever.

TAİFE HAYIR DUA
Uzayan kuşatmanın sıkıntılarından kurtulmak için arkadaşları Taif şehrine beddua etmesini isterler. O Taif ki yıllar önce de dinini yaymak için yardımlarını istemeye gittiğinde kendisini taş ve tükrük yağmuruyla karşılamıştır. Ellerini kaldırır ve dua eder: -Allah'ım Taif halkını İslam'ın zenginliği ile nimetlendir ve Medine'ye dostluk ruhu ile gönder. Duası aynen kabul edilir.

HERKES KENDİNE YAKIŞANI
Bir yolculuk sırasında öğle molası vermişlerdir. Uzanıp, dinlenmek için arkadaşlarının kamp kurduğu yerden hayli uzakta bir ağacın gölgesini seçmiştir. Yattıktan bir süre sonra Gavres isminde, inançsız ve kendine diş bileyen bir kabile reisi tarafından farkedilir. Gavres'in kalbi sevinç ve heyecanla dolar. Bu gafil anından yararlanıp Hz. Muhammed (S.A.S.)'i öldürecek ve bütün Araplar arasında bitmez bir üne kavuşacaktır. Heyecanlı ama sessiz, parmaklarının ucuna basarak yanına kadar sokulur. Usulca uzanarak ağacın dalına asılı olan Hz. Muhammed (S.A.S.)'in kendi kılıcını alır ve olayın farkında olmayan, gözleri kapalı Hz. Muhammed (S.A.S.)'in boğazına dayar. Soğuk çeliğin temasıyla gözlerini açan Hz. Muhammed (S.A.S.) başucunda gururla sırıtan Gavres'i görür. Gavres ise artık zaferinden emin, bu anın zevkini çıkartmak ister. Şımarık bir tavırla sorar: -Ey Muhammed şimdi seni benim elimden kim kurtarır? Görünüşte haklıdır da çünkü elindeki kılıcı iki santim itmesi Hz. Muhammed (S.A.S.) için dünya hayatının sonu anlamına gelecektir. Fakat O'nda hiçbir heyecan ve korku eseri görülmez. Gavres'in sorusuna; -"Allah", diye haykırarak cevap verir. Ve o anda "Allah" nidasının dehşeti karşısında, Gavres tepe üstü, yere yuvarlanır, elindeki kılıç fırlar gider. Sonra onun kendini toplamasına fırsat vermeden hızla kalkan Hz. Muhammed (S.A.S.), kılıcını alır ve hala sırtüstü yatmakta olan Gavres'in boğazına dayar. Az önceki durum şimdi tam tersine dönmüştür. Mütebessim ve sakin bir şekilde sorar: -Ey Gavres! Şimdi benim elimden seni kim kurtaracak? Ne yazık ki Gavres'in "Allah", deme şansı yoktur. Çünkü o inançsızdır. Fakat son derece zeki bir insan olduğunu verdiği cevapla da kanıtlar: -Ey Muhammed! Herkes kendine yakışanı yapsın. Hayat kurtaran bu zeki cevap karşısında Hz. Muhammed (S.A.S.) kılıcını geri çeker ve: -"Haydi git", der "Serbestsin"

BÜYÜCÜ
Medine'li yahudilerden Lebid isminde biri O'na büyü yapar. Etkilenmiştir. Sonra Allah tarafından büyüden kurtarılır. Ve kendisine bu kötülüğü yapanın ismini de öğrenir. Fakat hiç kimse yahudiyi rahatsız etmez. Hiç bir şey söylemez, hiçbir şey yapmaz. Yahudi Lebid sessizce bağışlanır.

BEN DE ADİL OLMAZSAM
Arkadaşları arasında ganimet taksimi yapmaktadır. Yeni müslümanlardan biri itiraz edecek olur. - Bu paylaştırma adalete uymuyor. Ve itirazcı, kızgın, yürüyerek oradan uzaklaşır. Hz. Muhammed (S.A.S.) hüzünlenir. Yavaşça: - "Yazık sana" der, "Ben de adil değilsem, kim olabilir ki?" Sonra arkadaşlarından yana döner: - Onu bana yavaşça, azarlamadan geri getirin.

NAMAZDA ACEMİ
Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye yeni müslüman olmuştur. Namazda konuşulmayacağını bilmemektedir ve bir gün Hz. Muhammed (S.A.S.)'in arkasında cemaatle namaz kılarlarken konuşur. Hapşıran birine: - Allah sana merhamet etsin, der. Namazın bozulacağından ötürü telaşlanan müslümanlar, el işaretleri ve bakışlarıyla uyarıp, susturmak isterler. Bu durum Muaviye'yi daha da heyecanlandırır. Ve konuşmaya devam eder. - Ne var, ne bakıyorsunuz, hiçbir şey anlamadım. Müslümanlar bu kez de elleriyle bacaklarına vurarak Muaviye'yi sustururlar. En sonunda namaz biter. Fakat Muaviye heyecan ve suçluluk duygusundan ter içinde kalmıştır. Hz. Muhammed (S.A.S.) yanına sokulur. - "Namaz kılarken" der, "Dünya ile ilgili konuşulmaz. Namaz, tesbih, tekbir ve Kur'an okumaktan oluşmuştur". Muaviye bu olayı yıllar sonra "O'ndan daha güzel öğreten birini görmedim. Beni ne azarladı, ne de sövdü", diyerek anlatır.

KÖTÜLÜĞE KÖTÜLÜKLE
Kendisinden mal ve para isteyen bir göçebe arap var gücüyle elbisesine asılıp, çeker. Hz. Muhammed (S.A.S.) sendeler. Elbisenin çekildiği yere de kan oturmuştur. Hiçbir şey demez. Sakinleşince sorar. - Şimdi söyle bakalım yaptığın bu kötülüğe karşı sana kısas yapılacak mı? Göçebe arap kendinden emin cevaplar: -Hayır -Niçin? -Çünkü sen kötülüğe kötülükle cevap vermezsin de ondan. Hz. Muhammed (S.A.S.) bu cevap karşısında sadece tebessüm eder. Sonra emir verir. Arabın develerine mal yüklerler.

DEVE ETİ YİYENLER
Kalabalık bir arkadaş grubuyla Mescid'te oturmaktadır. Az önce hep beraber deve eti yemişlerdir. İçerdekilerden biri elinde olmaksızın gaz çıkarır. Ortalığı pis bir koku kaplar. Herkes endişe ve utançla birbirine bakmaktadır. Biraz sonra ezan okunacak ve abdest tazelemek için dışarı çıkan kişinin "o" olduğu anlaşılacaktır. Durumun nezaketini değerlendiren Hz. Muhammed (S.A.S.) emir verir. -Burada bizimle beraber deve eti yiyen herkes abdest tazelesin. Arkadaşları abdest için sıraya girerler. Suçlu deşifre olmaktan korunmuştur.

DEVS'E LANET
Arkadaşları rica eder. -Ey Allah'ın Elçisi! Devsoğulları kabilesinin azgınlığına, verdikleri zararlara gücümüz yetmiyor. Bari beddua etsen de yola gelseler. Kıbleye yönelerek ellerini açar. Herkes dudaklarından dökülecek laneti beklemektedir. Arkadaşları kendi aralarında fısıldaşırlar. -Devsoğulları mahvoldu! Oysa Hz. Muhammed (S.A.S.)'in ağzından çıkan dua herkesi şaşırtacaktır. -Allah'ım Devsoğullarına hidayet ver. Doğruyu görmelerini sağla. Tam üç kez tekrarlar.

KATİLİNE KARŞI
Karşısına onu öldürmek isteyen birini getirirler. Adam başına ne geleceğini bilmediğinden korkusundan titremektedir. Tebessüm eder, katilini yatıştırmaya çalışır: -"Korkma" der. "Deneseydin bile beni öldürmeyi başaramazdın" Sonra emir verir, katil adayı serbest bırakılır.

[Resim: ?di=JQBZ]



İlk evliliğini yirmi beş yaşlarındayken yapar... Hanımı kırk yaşlarında dul ve iki çocuk annesidir... Birbirlerine, bütün insanlığa örnek gösterilecek bir sevgiyle bağlanırlar. Sevgilerini saygıyla dengeleyerek, evlilik hayatları süresince hiçbir aşırılığın ve sevgi suistimalinin yaşanmasına izin vermezler... Hz. Hatice ile olan bu beraberlik, onun vefatına kadar yirmi beş yıl sürer. Yedi çocuğundan altısının annesi Hz. Hatice (R.A)'dir. En zor günlerinde bütün varlığıyla eşine destek olan Hatice (R.A)'nin yeri Hz. Muhammed (S.A.S.)'in kalbinde hep sıcak kalır.

Hz. Hatice (R.A)'den sonraki hayatında siyasi ve insani sebeplerden de etkilenen çok sayıda evlilikler yapar. Fakat bu evliliklerindeki asıl faktör, peygamberlik görevinin toplumsal boyutuna ait sorumluluklarını hakkıyla yerine getirebilme düşüncesidir.

Bu ikinci dönemde en içten bağlandığı eşi Hz. Ayşe (R.A) olur. Onu da sever. Öyle ki Hz. Ayşe (R.A) vefat edinceye kadar imzasını "Ebubekir kızı Ayşe. Allah'ın Sevgilisinin Sevgilisi" olarak atacaktır.

Arap toplumunda ve daha sonra İslam’ı kabul eden bütün toplumlarda kadın, O'nun getirdiği dinle akıl almaz bir sürede tanınmayacak bir toplumsal statü değişikliği yaşar. Adeta en alttan en üste yükselir. Bu büyük toplumsal devrimin itici gücü doğal olarak Hz. Muhammed (S.A.S.)'in sözleri ve kendi eşlerine karşı olan davranışlarıyla ortaya koyduğu canlı modeldir.

MAKSADIMIZ BU DEĞİLDİ
Hz. Ayşe (R.A) ile aralarında küçük bir tartışma yaşanır. Sonunda konuyu bir hakeme götürmeyi kararlaştırırlar. Hz. Muhammed (S.A.S.) hakem olarak Hz. Ayşe (R.A)'nin babası Hz. Ebubekir (R.A)'i önerir. Hz. Ayşe (R.A)'de kabul eder. Hz. Muhammed (S.A.S.) konuyu Hz. Ebubekir (R.A)'e anlatmaya başlarken eşi Hz. Ayşe sözünü keser ve -Anlatımında adaletli ol, diyerek uyarır. Bu uyarıyı peygambere karşı önemli bir saygısızlık olarak kabul eden Hz. Ebubekir (R.A) kendine hakim olamaz ve kızının yüzüne bir tokat atar. Hz. Muhammed (S.A.S.)'in kaşları çatılır. Bir yandan Hz. Ayşe (R.A)'nin burnundan akan kanları silerken diğer yandan da sert bir tonla Hz. Ebubekir (R.A)'e seslenir. -Ey Ebubekir! Seni hakem kılmaktan maksadımız bu değildi.

EYVAH EŞİM!
Bir yolculuk sırasında Hz. Ayşe (R.A)'yi taşımakta olan deve aniden parlayıp hızla koşmaya başlar. Durumu gören Hz. Muhammed (S.A.S.), - Eyvah, eşim, diye bağırır. Ve deve arkadaşları tarafından yakalanıp ta tehlike atlatılıncaya kadar sakinleşmez, endişesi yatışmaz.

KIZINI ZORLA EVLENDİREMEZSİN
Arkadaşlarından biri, kızını istemediği biriyle zorla evlendirmek üzeredir. Gönülsüz gelin çareyi Hz. Muhammed (S.A.S.)'e sığınmakta bulur. -Ey Allah'ın Elçisi! Babam beni istemediğim halde zorla amcaoğlumla evlendiriyor. Hz. Muhammed (S.A.S.) babayı çağırır. -Kızını, istemediği halde bir başkasıyla evlendirme hakkına sahip değilsin. Baba yaptığına pişman olur.

BABAM HZ. HARUN
Eşi Hz. Safiyye (R.A)'yi bazı insanlar "Yahudi kızı" diyerek küçük görmek ister, kızdırırlar. O da gidip üzüntüsünü Hz. Muhammed (S.A.S.)'e açar. Allah'ın Elçisi, Hz. Safiyye'ye, -"Bak", der "Bir daha aynı şeyleri söyleyecek olurlarsa sen de şu cevabı ver: Benim kocam Hz. Muhammed (S.A.S.), babam Hz. Harun, amcam da Hz. Musa'dır. Bu durumda ben hepinizden daha üstünüm!"

ŞİMDİ ÖDEŞTİK
Hz. Ayşe (R.A) ile yeni evlidirler. Beraber koşu yarışı yaparlar. Hz. Ayşe (R.A) kazanır. Aradan bir kaç yıl geçer. Hz. Ayşe (R.A) kilo almış ve biraz şişmanlamıştır. Tekrar yarışırlar. Bu kez Hz. Muhammed (S.A.S.) kazanır. Gülümseyerek, -Şimdi ödeştik, der.

HANIM DA GELEBİLİR Mİ?
Medine'deki komşularından bir İranlı, akşam yemeği olarak hazırladığı özel bir çorbayı kendisiyle paylaşması için Hz. Muhammed (S.A.S.)'i davet eder. O, Hz. Ayşe'yi kastederek -Hanım da gelebilir mi? diye sorar. İranlı istemez. Hz. Muhammed (S.A.S.)'te davete katılmaz. İranlı kısa bir süre sonra gelerek davetini tekrarlar. Hz. Muhammed (S.A.S.) yine sorar: -Hanım da beraber mi? İranlı yine kaşlarını kaldırır. Bir süre daha geçer. İranlı üçüncü kez daveti tekrarlar. Hz. Muhammed (S.A.S.) ise hala aynı noktadadır. -Hanım da... der. İranlı bu kez kabul etmek zorunda kalır. Çorbayı Hz. Ayşe ile birlikte içerler.

SAFİYYE'Yİ TESELLİ
Hayber'de ele geçirilen yahudi esirlerden Safiyye (R.A), Hz. Muhammed (S.A.S.)'le evlenir. Babası ve önceki kocası yapılan savaşta müslümanlar tarafından öldürülmüşlerdir. İlk gecelerini anlatırken Hz. Safiyye (R.A), -"Allah'ın Elçisi sabaha kadar benim gönlümü almaya çalışmakla vakit geçirdi. Ne yapayım, senin baban bir türlü beni rahat bırakmadı. Bütün Arapları bizim aleyhimize biraraya getirmeye çalışıyordu. Haklı olduğu halde yine de benden defalarca özür diledi", demektedir.

KÖLE VE CARİYE
Hz. Ali (R.A) ile Hz. Fatma (R.A) evlenmek üzeredir. İkisini birden karşısına alarak öğüt verir. -Ey Ali, kızımı sana cariye olarak veriyorum, ama unutma sen de onun kölesisin.

DOYMADIN MI?
Mescid'e yakın bir yerde Habeşistanlı zenci müslümanlar yerel bir oyun oynamaktadırlar. Hz. Muhammed (S.A.S.)'in aklına eşi Ayşe gelir. Eve gider ve -Ayşe, gel sen de seyret, der. Hz. Ayşe (R.A), oyunu: -Ben de yanağımı Allah'ın Elçisinin omuzu üzerine koyarak seyretmeye başladım, diye, anlatır. Oyun uzun sürer, Hz. Muhammed (S.A.S.) arada bir -Doymadın mı? diye sorar. Hz. Ayşe kendi deyimiyle "Bana olan sevgisini denemek için" -Hayır! diye cevap verir. Hz. Muhammed (S.A.S.) yorulmasına rağmen sesini çıkarmaz. Ayak değiştirerek dikilmeye devam eder.

AĞZININ DEĞDİĞİ YERDEN
Hz. Ayşe (R.A) ile beraber yemek yerken özellikle dikkat eder. Bardağın Ayşe'nin içtiği yerinden su içer... Et yiyorlar Ayşe'nin ısırdığı eti elinden alır, onun ağzının değdiği yerden ısırır. Kendi elleriyle Ayşe'yi yedirir.

EN ÇOK AYŞE'Yİ
Kalabalık bir grup içindedirler. Bir arkadaşı uzun bir zamandır merak ettiği bir soru sorar. -Ey Allah'ın Elçisi! En çok kimi seviyorsunuz? Cevapta hiçbir çekingenlik ve kompleks yoktur. -Ayşe'yi. Aynı soru evliliklerinin başında Hz. Ayşe (R.A) tarafından da sorulur. -Beni nasıl seviyorsun. -Kördüğüm gibi. Hz. Ayşe (R.A) aldığı cevaptan o kadar hoşnut olur ki ilerleyen yıllarda sık sık sorusunu yineler. -Ey Allah'ın Elçisi! Kördüğüm ne alemde? -İlk günkü gibi!

[Resim: ?di=M3XY]

CESUR

Cesurdu... Hz. Ali (R.A.) "Biz savaş kızıştığında gözler öfkeden kıpkırmızı kesildiğinde onun arkasına sığınırdık" demektedir. Bir başkası ise "Savaşta en cesur olanımız, Hz. Muhammed (S.A.S.)'le aynı hizada duranımızdı" der ... Savaşa gidecek gönüllüler yazılmaya başladığında hiç değişmeyen bir adet vardır. O'nun ismi daima ilk sırada olur.

Fakat cesareti hiç bir zaman, galibin zulmüne dönüşmez... Düşmanını yenince, affeder... Yıllarca kendisine akla gelen her çeşit işkenceyi yapanları bile affeder. En çoğu amcasının katiline söyledikleri olur: "Bana fazla gözükme ... Çünkü seni her gördüğümde Uhud çölünde, gözleri oyulmuş, burnu, kulakları, dudakları kesilmiş, kalbi ve ciğeri çıkartılmış bir halde yatan Hamza’yı hatırlarım ve her seferinde o acıyı bir daha yaşarım." En cesur oluşunu en hoşgörülü oluşuyla noktalar ...

O İKİ KİŞİ
İslam takviminin başlangıcı olan Hicret yaşanmaktadır. Mekke civarındaki bir dağın yamacında mağara kovuk arası bir yere sığınan Hz. Muhammed (S.A.S.) ve Hz. Ebubekir (R.A.)'in bir, bir buçuk metre yakınlarında, mağaranın hemen ağzında tepeden tırnağa silahlı ikiyüz düşman dağın yamacını didik didik etmektedir. Biraz başlarını uzatıp ta Hz. Muhammed (S.A.S.)'i ve arkadaşını görmekten onları alıkoyan mağaranın kapısındaki örümcek ağı ve güvercin yuvasıdır. Yaşamlarının bıçağın sırtında olduğu bu en tehlikeli dakikalarda, güven ve huzur içindeki Hz. Muhammed (S.A.S.) yoldaşının da heyecanını yatıştırır. - Kardeşim, o iki kişi hakkındaki zannın nedir ki üçüncüleri Allah'tır.

MEDİNE'DE GECE BASKINI
Bir gece Medine'de büyük bir gürültü işitilir. Endişe içinde sokaklara dökülen halk, şehrin düşman baskınına uğradığını zannederler. Hemen önlem alınıp, savunma durumuna geçilmeye çalışılır. Fakat bu arada eğersiz bir atın üzerinde, boynuna asılı kılıcıyla Hz. Muhammed (S.A.S.) görünür. Şehir dışından gelmektedir. "Korkmayın, tehlikeli bir şey yok!" der. Halk yatışır. Ve sonra anlaşılır ki, gürültünün duyulmasıyla beraber kılıcını almış, en yakındaki ata eğersiz ve koşumsuz olarak atlamış ve şehir çevresindeki tehlikeli olabilecek yerleri teker teker kontrol etmiştir. Hiç kimsenin kendisine katılmasını beklemeden ... Tek başına ...

BUNDA YALAN YOK
Mekke fethedildikten sonra, başkaldıran Hevazin’i itaat ettirmek için İslam ordusu Huneyn üzerinde yürümüştür. Yeni fethedilen Mekke’de yeni müslüman olmuş iki bin askerin de eklenmesiyle sayısı on iki bin kişiyi bulan ordu o günün Arabistan şartlarında olağanüstü bir büyüklüğe sahiptir. Ve bazı yeni müslümanlar bu sayı çokluğuna güvenerek böyle bir ordunun yenilmesinin imkansız olduğunu söylemeye başlarlar. Ne var ki henüz girdikleri Huneyn vadisinde kendilerinden bir kaç kat zayıf olan düşmanının ani bir baskını karşısında orduda panik başgösterir. Kitle psikolojisiyle herkes birbirinden görerek geriye çekilmekte ve durum neredeyse bir bozgun halini almaktadır. O sıcak dakikalarda bütün ordunun aksine dalga dalga üzerlerine gelen düşmana karşı saldırmaya çalışan bir tek kişi vardır; Hz. Muhammed (S.A.S.). Yeryüzünde Hakk’ı temsil ediyor olmasına rağmen, ordusunun dağılmaya başlaması karşısında hayatının en kızgın anlarından birini yaşayan Hz. Muhammed (S.A.S.) beyaz atının üzerinde dikilerek, avazı çıktığı kadar “Ben Allah’ın Elçisiyim bunda yalan yok. Ben Abdulmuttalib’in oğluyum (Düşmandan hiç kaçmamış bir ecdad) bunda yalan yok!” diye haykırmakta ve bütün gücüyle müslümanların üzerine sağnak halde ok yağdıran Hevazin kabilelerine saldırmaya çalışmaktadır. Bu arada iki yakını atını güçlükle zaptetmektedirler. Savaşı İslam ordusu kazanır.

[Resim: ?di=X7OI]

Mutluluğun Resmini Çizemem Ama?
Acının Heykelini Bile Dikerim...!
01-11-2013 22:43
kullanıcının web sitesini ziyaret et kullanıcının tüm mesajlarını bul
TRTURKA
Çevrimdışı

**********

Yorum Sayısı: 25,232
Üyelik Tarihi: 26-03-2012
Yorum: #2
PEYGAMBER EFENDIMIZDEN (S .A.S) HAYAT DERSLERI"3"
ALLAH razi olsun ** süper ve anlamli paylasim tebrikler

Mutluluğun Resmini Çizemem Ama?
Acının Heykelini Bile Dikerim...!
01-11-2013 23:07
kullanıcının web sitesini ziyaret et kullanıcının tüm mesajlarını bul
Yeni Yorum Gönder 


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S,A,S) KISACASI BIYOGRAFISI ,DAVRASNISLARI, EFSANE UyGaR 3 1,379 01-12-2013 12:58
Son Yorum: BASKAN 43
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) Biyografisi2 EFSANE UyGaR 2 765 01-12-2013 9:29
Son Yorum: By SeRVeT
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) EFSANE UyGaR 2 544 01-12-2013 9:28
Son Yorum: By SeRVeT
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) 2 EFSANE UyGaR 2 666 01-12-2013 9:27
Son Yorum: By SeRVeT
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) 3 EFSANE UyGaR 2 767 01-12-2013 9:23
Son Yorum: By SeRVeT

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi