duyuru Güncel Duyurular!
Flatcast Tasarım Kampanyaları!.... Flatcast Tasarım Detayları!....
bilgi mybb

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) "4"
Konudaki Cevap Sayısı
2
Konuyu Açan Kişi
EFSANE UyGaR
Görüntülenme Sayısı
881
Yeni Yorum Gönder 
 
PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) "4"
Yazar Konu
EFSANE UyGaR
Çevrimiçi

**********

Yorum Sayısı: 29,121
Üyelik Tarihi: 29-03-2012
Yorum: #1
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) "4"
[Resim: ?di=MB1C]


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

قُلْ يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ
السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُوا بِاللَّهِ
وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَات

De ki: "Ey insanlar, Ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisiyim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka İlah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır. O'na iman edin ki hidayete ermiş olursunuz. [Araf Suresi, 158]

[Resim: ?di=X7OI]

FETİH GÜNÜ


Müslümanlar ile putperestler arasında Hudeybiye'de imzalanan barış antlaşmasının üzerinden on sekiz ay, Hicretin üzerinden ise sekiz buçuk sene geçer. O Hicret ki, Medine'ye varılmasına az bir zaman kala ALLAH (C.C.), kulu ve Elçi'si Hz. Muhammed'e (S.A.S.) bir söz vermiş, Kasas Suresi’nin seksen beşinci Ayetini indirmiştir: “Rasülüm! Kur'an'ı sana farz kılan, elbette seni dönülecek yere döndürecektir.” Ve şimdi dönme vakti gelmiştir.

Hudeybiye antlaşmasının şartlarına göre Mekkelilerin müttefiki olan Beni Bekir kabilesi, bir gece Müslümanların müttefiki olan Beni Huzaa kabilesine baskın düzenler. Baskına, Beni Bekirli birinin, Hz. Muhammed'le (S.A.S.) alay eden bir şiir okumasına, Beni Huzaa'dan bir gencin engel olmak istemesi neden olur. Baskında, Kureyş de Beni Bekirlilere gizlice katılır. Para ve adam yardımı yapar. Sonuçta, Hudeybiye barışı putperestler tarafından yıkılmış olur.

Beni Huzaa, hemen Medine'ye bir heyet gönderir. Uğradıkları ihaneti ve kayıplarını Hz. Muhammed'e (S.A.S.) şikâyet eder, O’ndan yardım ister. Talep karşısında Hz. Muhammed'in (S.A.S.) cevabı nettir. “Eğer yardım etmezsem yardımsız kalayım!” Ve bu cevabın hemen arkasından gökte beliren bir yağmur bulutuna bakarak: “Doğrusu şu bulut, Beni Huzaa'ya yardım müjdeliyor.” der.

Çok geçmez, Kureyş'in efendisi Ebu Süfyan, yaptıklarından pişman bir şekilde Medine'ye damlar. Amacı Müslümanların, olup biteni görmezden gelmelerini sağlamak ve kendileri tarafından bozulmuş olan Hudeybiye barışını yenilemektir. Ebu Süfyan, Medine'de kimseden yüz bulamaz. Kendi kızından bile... Hz. Muhammed'in (S.A.S.) eşi ve Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe (AORO) bile onu, evinde misafir etmek istemez.

Ebu Süfyan'ın, eli böğründe Medine'yi terk etmesinin hemen ardından Müslümanlar savaş hazırlıklarına başlar. Kısa zamanda on bin kişilik bir ordu oluşur. İstihbarat konusunda da büyük bir titizlik gösterilir. Hz. Muhammed (S.A.S.) bunun için de Rabbi’ne yönelir, duaya durur: “ALLAH'ım! Onların gözlerini kör, kulaklarını sağır et. Bizi aniden karşılarında görsünler. Aniden kendilerine hücuma geçtiğimizi duysunlar!” Dua kabul edilecek ve baskın, basanın olacaktır. Artık dalgalar tersine vurmaktadır. Artık, putperestler av, Müslümanlar avcı olmuştur.

Fetih ordusunun karşısına Mekke yolunda, yeni doğurduğu yavrularını emdiren biri dişi köpek çıkar. Hz. Muhammed (S.A.S.) arkadaşlarından Cuayl b. Süraka'yı (AORO) görevlendirir; ordu geçinceye kadar, o, dişi köpekle yavrularının başında bekler, rahatsız edilmemelerini sağlar.

Mekke'nin fethini sağlayan da işte bu ruhtur. Ve Mekke kuşatılır. Gece olmuştur. Ertesi sabah şehre girilecektir. O gece Müslüman askerlere emredilir, herkes bir ateş yakar. Mekke'nin çevresi, on bin ateşle pırıl pırıldır. Bu, korku içindeki putperest düşmana karşı bir psikolojik savaş taktiğidir. Direnme arzusu varsa bile bitirilir.

Aynı gece Ebu Süfyan, gizlice Müslüman ordugâhına gelir. Yarım gönülle de olsa, Müslüman olur. Sabaha karşı da Mekke'ye geri döner ve getireceği haberi heyecanla bekleyen Kureyş liderlerini karşısına alır. Aralarında kendi karısı Hind de vardır. Uhud'da Hz. Hamza'nın gözlerini, dudaklarını, kulaklarını kolye yapıp boynuna takınan Hind. Bekleyenler, Ebu Süfyan'dan, her türlü direnmenin boşuna olduğunu öğrenirler. Ebu Süfyan, onlara, teslim olup Müslümanların merhametine sığınmalarını önerir. Hind, kocasından duydukları karşısında çılgına döner. Ebu Süfyan'ın üzerine atılır: “Şu yağ tulumunu öldürün!” der. Yüzünü, gözünü yolar.

Ve hicretin dokuzuncu yılında bir Ramazan günü sabahı, on bin kişilik Müslüman ordusu, beş koldan, bütün ihtişamıyla Mekke'den içeri girmeye başlar. Müslüman ordusunun resm – i geçitini Ebu Süfyan da bir yükseltinin üzerinden, yanında Hz. Muhammed'in (S.A.S.) amcası Hz. Abbas (AORO) olduğu halde seyretmektedir. Bölük bölük şehre giren Fetih ordusuna bakarak: “Ey Abbas!” der , “Kardeşinin oğlu, dünyada hiç kimseye nasip olmayan bir hüdümdarlığa sahip olmuş!” Hz. Abbas, ona cevap verirken Ebu Süfyan'ın, yıllardır kâfir kalmasına neden olan bir hatasını düzeltir: “Bu, hükümdarlık değil Peygamberliktir!”

Hz. Muhammed (S.A.S.) bu anında, hiç kimsenin, en küçük bir kibir ve gurur algısına yol açmamak için, bineğinin üzerinde secde vaziyetini almış, alnı eğerine dokunmuş olarak şehirden içeri girmektedir. Muzaffer bir komutan olarak tevazuun zirvesindedir. Bu büyük lütfun tek sahibi olan Rabbinin, Kitabında gösterdiği çizginin dosdoğru üzerindedir: “ALLAH yardımı ve fetih geldiği zaman… Ve insanların grup grup ALLAH'ın dinine girdiklerini gördüğün zaman... Hemen Rabbine hamd ederek, O'nu tesbih et ve O'ndan bağışlamasını dile. Şüphesiz O, tevbeleri çok kabul edendir.” (Nasr, 1-3) Ve ordusuna emir verir: “Size el kaldırmayan hiç kimseye vurmayın!” Mekke, kansız bir şekilde fethedilir.

Arkadaşları Hz. Muhammed'e (S.A.S.) sorar: “Nerde konaklamak istersiniz!” Yüzü acı bir tebessümle dalgalanır. Yıllar önce terk ettiği kendi evini, baba ocağını hatırlar: “Akil, bize konaklayacak ev mi bıraktı?” der. Akil, onun amcaoğlu, Hz. Ali'nin (AORO) kardeşidir. Azılı bir putperesttir. Hz. Muhammed'in (S.A.S.) Hicret'inden sonra, sadece O’na manevi işkence olsun diye evini yıkıp yerle bir etmiştir. Fakat o gün Akil'in kılına bile dokunmaz. İntikam almayı aklından bile geçirmez.

O gün öğle yemeğini, amca kızı Ümmü Hani'nin (AORO) evinde yer: Kendisine “kuru ekmek ve sirke” den başka bir şey olmadığı söylendiğinde: “Getir onu yiyelim.” der, “Sirke bulunan bir ev azıksız sayılmaz!”

O, o gün, bütün Arap yarımadasına hâkim ve yüz binlerce insan üzerinde hükümran bir Peygamber, bir devlet reisi ve bir komutandır. Fakat O, o gün ve daima, en önce bir kuldur. Ve en büyük övünç kaynağı da, fakir bir kul oluşudur.

İman edip biat etmek üzere yanına gelen bir Mekkeli, O’nun heybetinden titremeye başlar. Dili tutulur, konuşamaz. Hz. Muhammed (S.A.S.) tebessüm ederek adamı sakinleştirmeye çalışır: “Hiç sıkılma! Rahat ol ve rahat konuş! Çünkü ben bir hükümdar değilim. Kureyş'ten bir kadının oğluyum. Benim anacığım da güneşte kurutulmuş et yiyen fakir bir kadındı.”

Kâbe'ye gider. Kâbe’nin içinde ve çevresinde üç yüzden fazla put vardır. Çoğu da yere kurşun çivi ve perçinlerle raptedilmiş insan boyunda heykellerdir. Teker teker hepsini yıkıp parçalar. Elindeki asayı hangi putun burnuna ya da ensesine uzatırsa, o putun, perçinlerine rağmen yere yıkılıp parçalandığı görülür. Bu sırada Hz. Muhammed'in (S.A.S.) dilinde sürekli tekrar edip durduğu bir Ayet vardır: “De ki: ‘Hak geldi; batıl yok olup gitti. Zaten batıl yok olmaya mahkûmdur.’ (İsra, 81)” Bu anda şeytanın da feryat ederek, dünyanın dört bir yanındaki bütün askerlerine seslendiği söylenir: “Artık bu günden sonra Ümmet-i Muhammed'i (S.A.S.) İslam'dan çıkarıp da tekrar şirke döndürmekten ümidinizi kesin!”

Kâbe'den çıkınca bütün Mekke halkını karşısında bulur. Hepsi de ürkek, mahcup ve ezik bir tavırla, sessizce O’na bakmaktadır; kısa bir süre karşılıklı bakışırlar. Sonunda sessizliği bozan O olur: “Bugün size nasıl davranmamı bekliyorsunuz?” Öne çıkan birkaç kişi boyunları bükük ve zor duyulur bir sesle: “Hayır bekleriz. Sen, bizim için bir kerim bir kardeşsin ve Sen bizi mağlup ettin!” “Gidin, serbestsiniz! Bugün ve bugünden sonra size hiçbir ceza, hiçbir kınama yok. Hepiniz özgürsünüz!” Mekke halkı oraya toplandığı gibi sessiz ve mahcup evlerine dağılır. Bilal – i Habeşi (AORO), O’nun emriyle Kâbe'nin üzerine çıkıp öğle ezanı okur. Mekke artık Müslümandır.

[Resim: ?di=X7OI]

HUNEYN GÜNÜ


Mekke'nin fethi ile birlikte bütün Arap kabileleri İslam'a boyun eğer. İkisi hariç: Hevazin ve Sakıf. Dağlarda göçebe hayatı yaşayan haşin ve başına buyruk mizaçlı bu iki kabile, cahilliklerinden ötürü, güçleri ve sayılarıyla kibirlidir. “ Müslümanlar ancak, savaşmayı bilmeyen, uysal topluluklara hâkim olabiliyor; bizimle karşılaştıklarında dünyanın kaç bucak olduğunu anlayacaklar!” diyerek savaş ilan ederler. Ordularını hazırlayarak Mekke üzerine yürürler.

Hz.Muhammed de (O'na Binler Selam) kendi ordusuyla beraber, düşmanı karşılamak üzere Mekke'den yola çıkar. Hedef, Huneyn'dir. Mekke'yi kısa bir süre önce fethetmiş olan on bin kişilik İslam ordusu, Mekkelilerden kendilerine katılan iki bin kişi ile beraber, savaşın yapılacağı yere gelir ve düşmanın ancak kendilerinin üçte biri kadar bir kuvvete sahip olduğunu görür. Sakif ve Hevazin ordusu dört bin kişidir. İlk defa İslam ordusu sayısal çoğunluğa sahiptir. Bu durum, bazı Müslümanlarda bir bilinç ve niyet bulanmasına yol açar: “On iki bin kişilik gücümüz sayesinde, dünyada bizi yenebilecek hiçbir güç yoktur!” derler. Bu, Gayretullah’a dokunan “yanlış” bir ifadedir. Ve ALLAH (Şanı En Yüce) tarafından Müslümanlara bir uyarı gönderilmesine neden olacaktır: “ Gerçekten ALLAH size, birçok yerde ve Huneyn gününde yardım etmişti de çokluğunuz size kendinizi beğendirmişti. Fakat bu size bir fayda sağlamamıştı. Yeryüzü ise, geniş olmasına rağmen size dar gelmişti ve sonra da gerisin geri kaçmıştınız.” (Tevbe, 25)

Müslümanlar, sabah karanlığında dar bir geçitten Huneyn vadisine inmektedir. Geçidin iki tarafı da putperest okçuları tarafından daha önceden tutulmuştur. Ve aniden sağanak halinde bir ok yağmuru başlar. Orduya Mekke'den katılmış, “yeni” Müslümanlar bir anda paniğe kapılır. Bozgun halinde geri kaçışmaya başlar. Panik havası bir anda bütün orduya yayılır. Şimdi, sayısı ile böbürlenen on iki bin kişi, dört bin kişi karşısında dalga dalga gerilemektedir.

Ve bu arada kaçmayıp, cesaretle yerinde duran birkaç kişi de vardır: Hz.Muhammed (O'na Binler Selam) ve O'nun etrafındaki bir avuç insan. Kendi ordusunun içine düştüğü durum, Hz. Muhammed'i (O'na Binler Selam) hayatında daha önce hiç olmadığı ve daha sonra da hiç olmayacağı kadar kızdırmıştır. Yüzü kıpkırmızı, alnındaki damarları birbirinin üzerine çıkmış olarak bineğinin üzerinde ayağa kalkmaya çalışarak hamle yapmakta ve saldıran düşmana karşı sesinin bütün gücüyle: “Ben ALLAH'ın Elçisiyim ! Bunda yalan yok ! Ben, Abdulmuttalib'in oğluyum ! Bunda yalan yok !" demektedir.

Bu sırada yanında bulunan o bir avuç Müslümandan Hz.Abbas ve Hz.Ali de (Allah Ondan Razı Olsun) var güçleriyle O’nun bineğini tutmaya çalışmaktadır. Bıraksalar, tek başına, dalga dalga saldıran Hevazinlilerin üzerine saldıracaktır. Sonra, amcası Hz.Abbas'a (Allah Ondan Razı Olsun) seslenir. Geriye çekilmekte olan Müslümanları kendi etrafında toplanmaya davet etmesini ister. Yüksek bir kayanın üzerine çıkan Hz.Abbas da (Allah Ondan Razı Olsun) var gücüyle haykırır: “Ey Ensar topluluğu ! Ey Rıdvan ağacı altında biat edenler !” Hz.Muhammed'in (O'na Binler Selam) o anı yaşayan arkadaşlarından birinin deyimiyle, Hz.Abbas'ın sesini duyanlar, “yavrusunu çok özlemiş bir dişi devenin yavrusuna koştuğu gibi” hızla Hz.Muhammed'in (O'na Binler Selam) etrafında kümelenmeye başlar.

Kaçış, durmuştur. Zafer sarhoşluğuyla saldıran putperest safları sert bir kayaya çarpmış gibi olur. Hz.Muhammed (O'na Binler Selam) yerden bir avuç toprak alarak putperest askerlerine doğru savurur: “Yüzleri kara olsun !” Ve, Bedir'de yaşanmış olan bir mucize yinelenir. Putperestlerin her biri gözlerini dolduran toprakla uğraşırken, İslam ordusu hamle yapar. Hz.Muhammed (O'na Binler Selam) şimdi tebessüm etmektedir: “Fırın kızıştı !” buyurur.

Huneyn savaşı İslam ordusunun zaferiyle sonuçlanır. Müslümanlar o güne kadar hiç sahip olmadıkları miktarda ganimete kavuşurlar. Artık İslam, bütün Araplara ve bütün Arap yarımadasına hâkimdir!..

[Resim: ?di=73IV]

SON GÜN


Hicretin üzerinden on bir yıl geçmiştir. Mekke'de Veda Hacc'ını yapmakta iken Nasr suresi indirilir. Bunun üzerine Hz. Cebrail'e: “Ey Cebrail! Sanki, Bana dünyadan gitmem gerektiği bildirildi.” der.Cebrail, onaylar: “Ahiret, Senin için dünyadan daha hayırlıdır!”

Dünyadaki son bir ayının ilk günüdür. Önde gelen arkadaşlarını toplar ve ağlayarak onlara son nasihatlerini yapar: “Sizi ALLAH'a emanet ediyorum. ALLAH'tan korkun. Ben sizin için açık bir uyarıcıydım. ALLAH'ın mülkünde, ALLAH'ın kulları arasında, kibir, büyüklük ve gururdan sakının. ALLAH: ‘Kibirlenenler için Cehennem yetmez mi?’ buyurmaktadır.”

Abdullah b. Mes'ud (AORO) sorar: “Ey ALLAH'ın Elçisi! Sizin eceliniz ne zamana kadardır?” “Ayrılık zamanı yaklaşmaktır. ALLAH'a, Sidretü'l-Münteha'ya, Cennetü'l-Meva'ya, En Büyük Dost'a dönme zamanı yaklaşmıştır.”

Son günden on üç gün öncedir. Gökler ötesinden gelen emirle Medine mezarlığını ziyaret eder. Onlar için rahmet diler. Ve ertesi gün vefat hastalığı başlar. O gün, çarşambadır. Hastalığı, aslında üç ayrı hastalıktır. Yıllar önce Hayber'de yediği zehirli etin etkisi, şiddetli bir sıtma ve nefes darlığı. Bir iki gün içinde yataktan kalkamayacak hale gelir.

Abdullah b. Mes'ud (AORO): “Hz. Muhammed'in (S.A.S.) huzuruna vardım. Kendisinin ateş nöbeti vardı, elimi mübarek yüzüne koydum. Elim, vücudunun sıcaklığına dayanamadı. Dedim ki: ‘Ey ALLAH'ın Elçisi! Ne kadar da çok ateşin var?’ O: ‘Evet’ dedi. ‘Benim hastalığımın harareti, sizden iki kişinin ateşi gibidir.’ ”

Hz. Aişe (AORO): “ALLAH'ın Elçisi, hastalara: ‘Ey İnsanların Rabbi! Zorlukları gider, şifa ver; şifa veren Sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki bir daha hastalık geri dönmesin!’ duasını okurdu. Hastalığı ağırlaşınca ben de O’na bu duayı okudum. Mübarek ellerini vücuduna sürmek istedim. O ise elini çekti. ‘Rabbim beni bağışla! Beni Yüce Dost'a ulaştır. Beni Huld Cenneti'ne yükselt!’ buyurdu.”

Kalmakta olduğu Hz. Aişe'nin (AORO) odasından Mescid'e gider. Minbere çıkar. Güçlükle ayakta durmaktadır. Bu, insanlara toplu halde son seslenişi, bir anlamda helalleşmesidir: “ALLAH, bir kulunu dünyada kalmak ile huzuruna alıp rızasına erdirmek arasında serbest bıraktı. O kul, ALLAH'ın katında olan sevabı tercih etti.”

Tam bu noktada Hz. Ebubekir (AORO) ağlamaya başlar. “O kul”un Hz. Muhammed (S.A.S.) olduğunu bir tek o anlar. “Ey ALLAH'ın Elçisi!” der, “Canlarımız Sana feda olsun, yeter ki Sen yaşa, Sen iyi ol!” İnsanlar, şaşırır. Birbirlerinin yüzüne bakarak, “Ebubekir niçin ağlıyor? Bu sözleriyle ne demek istedi?” derler.

Hz. Muhammed (S.A.S.) ise devam eder: “Ey hicret edenler! Siz çoğalacaksınız. Ensar da aranızda azınlıkta kalacak. Canımı kudret elinde tutan ALLAH'a yemin ederim ki, Ben Ensar'ı severim. Onlar zor zamanınızda size yardım ettiler. Onların hakları sizin üzerinizdedir. Onların iyilerine siz de iyilik edin. Kötülerinin kötülüklerini de bağışlayın.”

Ve son olarak sözü kendine getirir: “Ey insanlar! Sizden ayrılma zamanı yaklaştı. Eğer sizden birinize vurmuş isem, ayağa kalksın ve kısası yapılsın. Eğer malını almış isem, gelsin malını alsın. Eğer kısas alırsam, ALLAH'ın Elçisi bana düşmanlık eder, diye düşünmesin. Dikkat edin, kin bağlamak ve düşmanlık etmek Benim tabiatımdan değildir. Benim yaratılışım öyle şeylerden uzaktır. İnsanların Bana en sevgili olanı, Bende olan hakkını alan ya da helal edendir. Böylelikle ALLAH'ın huzuruna temiz bir gönül ile gideyim.”

Son günleridir. Bir yerden bir miktar zekât parası gelir. Paranın büyük kısmını dağıtır; ama yedi dinar kadarı da elinde kalır. Onları da Hz. Aişe'ye (AORO) teslim eder. Hastalığın etkisiyle bir ara kendinden geçer. Gözlerini açınca da: “Ey Aişe! Dinarları ne yaptın?” diye sorar. Aişe, soruya: “Yanımdalar!” diyerek cevap verir. O: “Onları fakirlere dağıt.” buyurur. Ve hemen bayılır. Hz. Aişe O’nun başından ayrılıp dinarları dağıtmaya fırsat bulamaz. Ve Hz. Muhammed (S.A.S.) ayılınca tekrar sorar: “Dinarları ne yaptın?” Hz. Aişe'nin dağıtamadığını öğrenince de Hz. Ali'yi (AORO) görevlendirir. Bu arada şu sözleri mırıldandığı duyulur: “Eğer Muhammed, ALLAH'ın huzuruna bu dinarlarla varmış olsaydı, ALLAH'a karşı hangi mazereti bulacaktı?”

Hastalığının şiddetiyle bayıldığı bir anda, kızı Fatıma (AORO): “Babacığım! Canım Sana kurban olsun! Ne olur bir kere yüzüme bak. Bana bir kelime söyle.” der. Hz. Muhammed (S.A.S.) gözlerini açar. Elleriyle Fatıma'sının gözyaşlarını kurular: “Kızım…” der, “Ağlama. Arşı taşıyan melekler senin sesinle ağladılar!”

Dadısı Ümmü Eymen de, O’nun bu gidişinin, ALLAH'a (C.C.) olduğu anlaşılınca şiddetli bir ağlama nöbetine tutulur. İnsanlar, kendisine: “Ağlama!” derler, “ALLAH'ın Elçisi, Rabbinin katında olanı tercih etti!” O cevap verir:“Ben nasıl ağlamayayım ki, artık sema ile bağımız kesilecek, artık vahiy inmeyecek.”

O günün üç gün öncesidir. Ümmetine en son ve en önemli nasihatlerinden birini eder: “Hiçbiriniz, Yüce ALLAH hakkında iyi zanda bulunmadan ölmesin!”

Kızı Fatıma (AORO) ıstırabın dayanılmaz boyutlara ulaştığını görünce kendini tutamaz: “Vah babacığım…” der, “Ne kadar acı çekiyor.” O, şefkatle Fatıma'nın yanağını okşar: “Bu günden sonra baban ıstırap çekmeyecek.” Artık son güne girilmiştir.

O son gün, bir pazartesidir. Fatıma'dan, torunlarını Kendisine getirmesini ister. Dedelerini vefat döşeğinde gören Hasan ve Hüseyin ağlamaya başlar. Onların ağlaması odada bulunan herkesi ağlatır. Torunlar, başlarını sinesine koyunca “Dede” gözlerini açar. Onları şefkatle öpüp koklar. Ve tekrar bayılır. Ayılınca dilinde Al-i İmran Suresi’nin 144. Ayeti vardır: “Muhammed, sadece bir Elçidir. O’ndan önce de Peygamberler gelip geçti. Şimdi O, ölür veya öldürülürse, ökçeleriniz üzerine geri mi döneceksiniz? Kim, ökçesi üzerine geri dönerse, ALLAH'a hiçbir zarar veremez. ALLAH, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.”

O anlardaki ıstırabını Hz. Aişe (AORO) şöyle anlatır: “Yüzü bazen kızarıyor, bazen de sararıyordu. Acısından, ellerini aşağı yukarı çeviriyordu. Yanakları ter içindeydi. Önündeki bir tastan ellerini ıslatıp yüzüne sürüyor ve sürekli: “ALLAH'ım, ölüm ıstırabına karşı Bana yardım et!” diyordu. Fakat bu halinde bile eşi Hz. Aişe'ye (AORO) olan sevgisini belirtmekten geri durmaz: “Cennet'te, ey Aişe! Elinin beyazlığını gördüm ya… ” der,”Artık bu hastalık acısı Bana vız gelir!” Ve artık Kendisine Cennet görünmeye başlamıştır.

Cebrail (ASÜ) son bir kez karşısındadır. Ve bu kez yanında Azrail de (ASÜ) vardır. Cebrail, onun için Hz. Muhammed'den (S.A.S.) izin ister: “İlk defa Senden istiyor, bir başkasından da istemeyecektir.” Azrail'e izin verilir. Bir kez de Azrail'in kendisi izin ister. “Eğer istersen ruhunu alayım, istemezsen geri dönüp gideyim.” Ona da izin verir. Son sözleri: ALLAH'ım! Benim Yüce Dostum! Namaz, aman namaz...” olur. Yaradılışın en büyük destanı bitmiştir.

Hz. Aişe (AORO) o anı: “ALLAH'ın Elçisi, başı göğsümde olduğu halde vefat etti. Mübarek ruhu çıkarken etrafa öyle hoş, öyle güzel bir koku yayıldı ki, ben o ana kadar o denli güzel bir koku duymamıştım. Abdest aldığım ve yemek yediğim halde tam bir hafta o koku ellerimden çıkmadı.” diye anlatacaktır.

İlk anın şokuyla tereddüt edenler olur. “Acaba gerçekten vefat etti mi?” denir. Birinin aklına, O’nun sırtındaki Peygamberlik mührüne bakmak gelir. Mühür yerinde yoktur.

En yakın arkadaşı, fedakâr yoldaşı Hz. Ebubekir (AORO) eğilip alnından öper: “Vah benim Peygamberime…” der. Başını kaldırır. Sonra yine eğilip alnından öper: “Vah benim arkadaşıma…” der. Ve üçüncü bir kez başını kaldırır. Eğilir, yine O’nu alnından öper: “Vah benim dostuma…” der ve ekler: “Ey ALLAH'ın Elçisi! Yaşarken de en güzeldin, öldükten sonra da en güzel Sensin!”

Ve Hz. Muhammed (S.A.S.) dünyadan ayrılırken, miras olarak arkasında bıraktıkları, şunlardan ibarettir: İç ve dış giysisi olmak üzere toplam on iki parça elbise, birkaç eski takke, bir sürmedan, bir makas, misvak ve sakal tarağını koyduğu bir kutu, iki toprak kadeh, bir cam ve bir de ağaç kadeh, bir abdest ibriği, bir tas, bir su matarası, bir asa, geceleri üzerinde uyuduğu bir keçe, bir çift ayakkabı. Ev eşyası olarak da: bir döşek, bir yastık, bir el değirmeni. Ve bu listeden sonra, bu kitabı bağlamak adına edilecek her söz eksik, her kelime yavandır. Belki bir cümle dışında... “ALLAH'ım! Bizi, O’nun yardım ve şefaatinden mahrum bırakma!”
amin amin amin amin amin .........
[Resim: ?di=73IV]

Mutluluğun Resmini Çizemem Ama?
Acının Heykelini Bile Dikerim...!
01-11-2013 23:59
kullanıcının web sitesini ziyaret et kullanıcının tüm mesajlarını bul
TRTURKA
Çevrimdışı

**********

Yorum Sayısı: 25,158
Üyelik Tarihi: 26-03-2012
Yorum: #2
PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) "4"
ALLAH razi olsun canim askim süper ve anlamli paylasim tebrikler optum

Mutluluğun Resmini Çizemem Ama?
Acının Heykelini Bile Dikerim...!
01-12-2013 0:49
kullanıcının web sitesini ziyaret et kullanıcının tüm mesajlarını bul
By SeRVeT
Çevrimdışı
Yasaklandı

Yorum Sayısı: -82
Üyelik Tarihi: 27-08-2012
Yorum: #3
PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) "4"
[Resim: ALLAH...png] RAZI OLSUN PAYLASIM ADINA tesekkur1
01-12-2013 9:21
kullanıcının tüm mesajlarını bul
Yeni Yorum Gönder 


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S,A,S) KISACASI BIYOGRAFISI ,DAVRASNISLARI, EFSANE UyGaR 3 1,695 01-12-2013 12:58
Son Yorum: BASKAN 43
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) Biyografisi2 EFSANE UyGaR 2 989 01-12-2013 9:29
Son Yorum: By SeRVeT
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) EFSANE UyGaR 2 734 01-12-2013 9:28
Son Yorum: By SeRVeT
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) 2 EFSANE UyGaR 2 908 01-12-2013 9:27
Son Yorum: By SeRVeT
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) 3 EFSANE UyGaR 2 1,035 01-12-2013 9:23
Son Yorum: By SeRVeT

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi