duyuru Güncel Duyurular!
Flatcast Tasarım Kampanyaları!.... Flatcast Tasarım Detayları!....
bilgi mybb

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) Biyografisi2
Konudaki Cevap Sayısı
2
Konuyu Açan Kişi
EFSANE UyGaR
Görüntülenme Sayısı
953
Yeni Yorum Gönder 
 
PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) Biyografisi2
Yazar Konu
EFSANE UyGaR
Çevrimdışı

**********

Yorum Sayısı: 29,171
Üyelik Tarihi: 29-03-2012
Yorum: #1
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) Biyografisi2
[Resim: ?di=XNI7]

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرا
“Andolsun ki, sizin için Allah Resulü'nde güzel örnekler vardır” [Azhab Suresi, 21]

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
“Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik” [Enbiya Suresi, 107

[Resim: ?di=JQBZ]

ÖĞRETİCİLİĞİ

İslâm’ın ilk emri “Oku” dur ve bu itibarla eğitim ve öğretim Hz. Peygamber’in hayatında ve tebliğinde en önemli yeri işgal eder.

Hz. Peygamber (S.A.S.), kendisine gönderilen vahyi üç aşamada insanlara öğretiyordu. Birinci aşamada bizzat Rabbinden ilahi mesajları alıyor, ikinci aşamada bu mesajları bütün imkanlarını kullanarak insanlara ulaştırıyordu. Üçüncü aşamada ise, bu öğrendiği ve öğrettiği vahyi bizzat tatbik ediyor ve hayatında yaşıyordu. Onun bu tatbikatı, kendisine gelen vahiylerine bir anlamda yorumunu, açıklamasını ve kendi tarihi ve coğrafi şartlarında bir uygulama modelini teşkil ediyordu.

Hz. Peygamber bilhassa Kur’ân’ı Kerim'in öğretilmesi konusunda çok titiz davranmış, gelen ayetleri tek tek yazdırmış, ashabına ezberletmiştir. O, İslam’ın ilk öğretmeni durumundaydı. Şu ayetler, onun insanları eğitmekle görevlendirildiğini belirtmektedir: “Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab’ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resul gönderdik. Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki Ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın Bana nankörlük etmeyin” (El-Bakara, 2/151-152)

“Andolsun ki, içlerinden kendilerine ALLAH’ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkardan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitabı ve Hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle ALLAH, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler” (Al-i İmran, 3/164)

“Çünkü ümmilere, içlerinde kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitabı ve Hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur. Kuşkusuz onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler” (El-Cum’a, 62/2).

Onun öğreticiliğine hakim olan prensip ise hak ve adalet idi. Bu durum Kur’ân’ı Kerim'de bilenle bilmeyenin, karanlıkla aydınlığın, görmek ile körlüğün bir olmadığı şeklinde ifade edilmiştir.

“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür” (Ez-Zümer, 39/9).

“De ki: Pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu tuhafına gitse (yahut hoşuna gitse) de (bu böyledir). Öyleyse ey akıl sahipleri! ALLAH’tan korkunuz ki kurtuluşa eresiniz” (El-Mâide, 5/100).

“De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?” (Er-Ra’d, 13/16).

“Körle gören, karanlıkla aydınlık, gölge ile sıcak bir olmaz. Dirilerle ölüler de bir olmaz. Şüphesiz ALLAH dilediğine işittirir. Sen kabirdekilere işittiremezsin” (El-Fâtır, 35/19-22)

Hz. Muhammed’in (S.A.S.) öğretmenliğini yaptığı Kur’ân eğitiminin temel hedeflerinden bazıları şöyle sıralanabilir:

1. İnsanın kendi yaratıcısını tanıması, onun kulu olduğunu kabul etmesi ve bu esas üzerine kurulu bir ilişkiye girmesi. Çünkü İslâm eğitiminin en yüce hedefi ALLAH’ı tanımaktır. Bunun için ise, öncelikle insanın yaratılış hikmetini idrak etmesi, diğer yaratıklar arasındaki yerini, önemini ve sorumluluklarını fark etmesi gerekir.
2. Maddi hayatın şart, ihtiyaç ve imkanlarını öğretmek.
3. İslâm’ı yaşayacak ve yaşatacak nesiller yetiştirmek (Al-i İmrân, 3/10).
4. Adaleti kavratmak (El-Hadid, 57/25); takvayı yerleştirmek, ibadet duygusunu geliştirmek (ez-Zâriyât, 51/56).
5. İnsanlarda ahlâki duyguları geliştirmek, onları her türlü aşırılıklardan korumak (el-Furkân, 25/67), akıl ve ruhunu terbiye etmektir.

Hz. Peygamber bu temel amaçlar için örnek bir eğitimcide bulunması gereken bütün özelliklere sahipti ve onun eğitiminde bugün ulaşılan bütün eğitim metotları en güzel bir biçimde uygulanmıştı.

Siret ve Hadis-i Şerif Kitaplarına bakıldığı zaman Hz. Peygamber’in (S.A.S.) takrir, soru-cevap, temsil, tartışma, tedric, kıssa ile eğitim, örnekle eğitim, yaparak ve yaşayarak öğretme, tergib ve terhib (teşvik ve sakındırma) ve öğütle eğitim metotlarını en güzel bir şekilde uyguladığına dair zengin örneklere rastlanır. Bu metotları uygularken onun en önemli özellikleri ise kısa, az ve öz konuşması, akıcı, samimi ve seviyeye uygun konuşması, edebe riayet etmesi, olayı bizzat yaşar gibi anlatması, dolaylı anlatım tekniklerini kullanması, ses tonu, mimikler ve bakışlarla dinleyicileri kontrol altında tutması, heyecanları kontrol etmesi, konuşma yer ve zamanı iyi seçmesi, itirazlar karşısında itidalli davranması, dikkat çekmek veya başkalarına bir şeyler öğretmek maksadıyla bilen insanlara soru sorması, inanç ve hareket bütünlüğü içerisinde bulunması, kamil ve örnek bir ferdi ve ailevi hayata sahip olması, araştırmayı teşvik etmesi ve tecrübeye değer vermesi gibi hususlardır.


İNKILAPÇILIĞI



Hz. Peygamber, insanlık tarihinde gelmiş – geçmiş inkılapçıların en büyük ve en mükemmel örneklerinden birini teşkil eder. Zira onun yaptığı inkılap ve getirdiği yüksek değerler, sadece belirli bir dil, din, ırk ve coğrafya ile sınırlı olmayıp, bütün insanlığı kucaklayacak derecede kapsamlıdır.

Çağdaş İslâm bilginlerinden Muhammed Hamidullah’ın da belirttiği gibi, “İnsanlık tarihinde, büyük krallar, büyük fatihler, büyük ıslahatçılar, büyük zâhidler, vs. vardır; fakat çoğunun değeri kendi sahasındadır. Bütün bu değişik cephelerin bir şahısta toplanması Hz. Muhammed’de (S.A.S.) olduğu gibi, sadece ender olmakla kalmıyor, fakat aynı zamanda eğitiminin bizzat onu tedris eden tarafından tatbik sahasına konma imkanını veriyor: İdare tecrübe ile muvâzelendirilmiş oluyor.

Islahatçı olarak, Hz. Muhammed’in, her zaman izzet ve şerefle ayakta duran, kayıpları günlük kazançlarına kıyasla hiç mesabesinde olan ve bugünkü dünyanın yaşayan büyük dinlerinden birinin tebliğcisi olduğunu söylemek kâfidir. Zâhid ve kendi doktrininin tatbik eden birisi olarak, Hz. Muhammed’in hayatının kusursuz olduğunu görürüz.

Hz. Peygamber, taştan putlara tapan insanlara tevhidi öğretmiş, içki, kumar, zina ve tefeciliğe batmış olan insanları bu bataklıklardan çıkarmış ve hak, hukuk, adalet ve eşitlik üzerinde yeni bir toplum inşa etmiştir. Bu esasları özetlediği “Veda Hutbesi” onun tebliğinin genel bir bildirisi (manifestosu) niteliğindedir. Bu hutbede eşitlikten can ve mal emniyetine, kadın haklarına, kölelikten kan davalarına kadar birçok alandaki inkılaplarına işaret etmiştir.

Onun tebliğinde insan haklarının ve insana saygının temel bir amaç olduğu görülür. Bu konudaki ilkelere esas olan bazı deliller şunlardır: “Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızık verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.” (El-İsrâ, 17/70).

“İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları’na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler” (El-Mâide, 5/32)

“Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir” (El-Ahzâb, 33/58)

“Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. Yükü (günahı) ağır gelen kimse onu taşımak için (başkasını) çağırsa, bu çağırdığı akrabası da olsa, onun yükünden bir şey yüklenmez” (El-Fâtır, 35/18).

Nefsini helak edecek derecede çeşitli ibadetler yapan Ebü’d-Derdâ’ya Selmân: “Muhakkak ki Allah’ın senin üzerinde hakkı vardır; nefsinin senin üzerinde hakkı vardır ve ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Öyleyse her hak sahibine hakkını ver” demiş, bunun üzerine Hz. Peygamber (S.A.S.) de “Selmân doğru söyledi” demiştir.

Hz. Peygamber, çokça ibadet etmek isteyen Abdullah b. Amr b. As’a “Muhakkak ki, eşinin senin üzerinde hakkı vardır; gelip-giden dostlarının hakkı vardır ve vücudunun senin üzerinde hakkı vardır” demiştir.

Hz. Muhammed’in (S.A.S.) inkilapçı kişiliği hakkında, Batılı aydınlardan Alphonse de Lamartine şunları söylemektedir: “Hiçbir insan isteyerek veya istemeyerek daha ulvi bir gâye teklif etmedi; zira bu gâye insanüstü idi. Şöyle ki: Yaradan ile yaratıkları arasına konulan hurâfeleri kökünden yıkmak, Allah’ı insana, insanı Allah’a tevdi etmek, putperestliğin uydurma ve maddi ilahlarından müteşekkil hercümerç içinde, mukaddes ve makul ilâhiyat fikrini tekrar canlandırmak.”

Yine, Alman Prenslerinden Otto Van Bismarck Hz. Muhammed (S.A.S.) hakkında şöyle demektedir: "Ya Muhammed! Sana muasır olamadığımdan çok müteessirim. Beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bâdema göremeyecektir. Binaenaleyh, senin huzurunda kemal-i hürmetle eğilirim.

Muhtelif devirlerde beşeriyeti idare etmek için taraf-ı lahutiden geldiği iddia olunan bütün münzel ve semavî kitapları, tam ve etraflıca tetkik etti isem de, hiç birisinde bir hikmet ve isabet göremedim. Bu kanunlar değil bir cemiyetin, bir hane halkının saadetini bile temin edecek mahiyetten pek uzaktır. Lâkin Muhammedî'lerin (S.A.S.) Kur'an'ı bu kayıttan âzadedir. Ben, Kur'an'ı her cihetten tetkik ettim, her kelimesinde büyük bir hikmet gördüm. Muhammedî'lerin (S.A.S.) düşmanları, bu kitabın Muhammed'in (S.A.S.) zâde-i tab'ı olduğunu iddia ediyorlarsa da, en mükemmel hatta en mütekâmil bir dimağda böyle bir harikanın zuhurunu iddia etmek hakikatlere göz kapayarak kin ve garaza alet olmak mânâsını ifade eder ki, bu da ilim ve hikmetle kabil-i telif değildir.

Ben şunu iddia ederim ki: Muhammed (S.A.S.) mümtaz bir kuvvettir. Destgâh-ı kudretin böyle ikinci bir vücudu imkân sahasına getirmesi ihtimâlden uzaktır.

Sana muasır bir vücut olamadığımdan dolayı müteessirim ey Muhammed (S.A.S.)! Muallimi ve nâşiri olduğun bu Kitap, senin değildir. O lahutidir. Bunun lahuti olduğunu inkâr etmek, mevcut ilimlerin butlanını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için, beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra da görmeyecektir.”

[Resim: ?di=7I8X]

İNSAN HAYATINA VE SAĞLIĞINA VERDİĞİ ÖNEM


ALLAH tarafından çeşitli zaman ve mekanlarda gönderilen ilâhi dinlerin hükümlerine (emir ve yasaklarına) genel olarak bakıldığı zaman, bunların bir kısmının söz konusu dinlerin gönderildiği zaman, mekan ve toplumsal şartlarla sınırlı veya onlara özel hükümler olduğu, bir kısmının ise hemen hemen bütün dinlerde (ilâhi kitaplarda) aynen korunan bir takım temel amaç ve ilkeler olduğu görülür. Dinler tarihinde mevcut olan ilâhi dinlerin değişmeyen temel amaçları; insanların can, din, akıl, namus (ırz, nesep) ve mal emniyetlerini sağlamak olup onların diğer fer’i hükümleri bu amaçları koruyucu ve geliştirici görev yaparlar.

Bize göre, ilâhi dinlerin en kâmili ve sonuncusu olan İslâm Dininin kitabı olan Kur’ân-ı Kerim’deki hükümler de tek tek incelendiği (tümevarım, istikrâ) zaman, onun da aynı temel amaçları güttüğü ve ayrıca bu amaçları gerçekleştirmek, korumak ve geliştirmek için bir takım yardımcı hukuki normlar içerdiği görülür.

Bu sebeple, İslâm hukukçuları şâri’in temel amaçlarını (Makâsidu’ş-Şâri’) zaruri, hâci ve tahsini olmak üzere üç kısıma ayırmışlar ve bunlardan zaruri maksatların insanların din ve dünya maslahatlarının ayakta durması için gerekli olan dini, canı, aklı, namus ve malı muhafaza ile ilgili beş temel maslahat olduğunu kabul ederek onların, hâci ve tahsini adını verdikleri diğer tür maslahatların da aslını teşkil ettiğini söylemişlerdir.

Bütün ilâhi kitaplarda mevcut olan bu temel amaçların varlığına ve isabetine sahih nakil delâlet ettiği gibi, sarih akıl da bunu gerektirir. Ayrıca, insanlık tarihine bakıldığı zaman, onların gerek fert gerekse toplum olarak bu temel haklarını her türlü ihlâle karşı korumaya çalıştıkları, bu haklara sahip fert ve toplumların daha sağlıklı, mutlu ve huzurlu oldukları, bu haklar sayesinde insanların kendi kendilerini gerçekleştirdikleri görülür. Kısacası bu temel amaçlar yalnızca nakil yoluyla değil, bütün insanların tarihi tecrübeleriyle de ulaştıkları evrensel hakikatlerdir.

Biz burada, başta İslâm dini olmak üzere bütün ilâhi dinlerin korunmasını temel amaç olarak kabul ettiği bu temel ilkelerden, insanın yaşama hak ve hürriyetleriyle ilgili kısa bir değerlendirmede bulunmak istiyoruz: İslâm dini, insanın eşref-i mahluk olduğunu ve en güzel bir şekilde yaratıldığını belirtmiş ve onun vücut varlığını ve sağlığını en mübarek ve en aziz bir değer olarak kabul etmiştir. İnsanın ana rahmine düşmesinden doğumuna, hayatından ölümüne ve hatta ölümünden sonraki hayatına kadar geçen bütün safhalar için çeşitli koruyucu ve hak kazandırıcı hükümler getirmiştir. Onun yaşama hakkı söz konusu olduğu takdirde, bu hakkın kaybedilmemesi için hemen hemen bütün hukuki görev ve sorumlulukları askıya alınmıştır.

Kurâ’n-ı Kerim’de insan hayatı ve sağlığının korunması konusunda şöyle denilmiştir: “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. (Her türlü hareketinizde) dürüst davranın.” (El-Bakara,2/195).

“De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de onların da rızkını Biz veririz; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve ALLAH’ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın. İşte bunlar ALLAH’ın size emrettikleridir. Umulur ki, düşünüp anlarsınız.” (El-En’âm, 6/150).

Kitabımız Kur’ân-ı Kerim ve peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.) insanların başta akıl sağlığını, daha sonra da bütün olarak hayatını tehdit eden alkol ve uyuşturucu maddelerin kullanımıyla mücadele etmiş, hatta bu mücadele Son Peygamberin (S.A.S.) tevhid mücadelesinin en önemli parçalarından biri haline gelmiştir. Bu mücadele sırasında Kur’ân-ı Kerim insanların uzun yıllardan beri yaşamakta oldukları kötü alışkanlıklardan vazgeçebilmeleri için belirli bir tedric metodu kullanmış ve son merhalede sarhoş edici içkileri kesin olarak yasaklamıştır.

[Resim: ?di=Z0VX]

BAĞLAYICILIK BAKIMINDAN DAVRANIŞLARI


Hz. Peygamber’in getirdiği İslâm mesajının en önemli özelliklerinden birisi bu mesajın ebedi ve evrensel oluşudur. Bu niteliğin Kur’ân-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde açıkça tebarüz ettirildiği görülmektedir. Hz. Peygamber’den önceki dönemlerde çeşitli toplumlara birçok peygamber gönderildiği hususunda herhangi bir şüphe yoktur. Bu konuda Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur.” (El-Fâtır, 35/24)

“Andolsun ki biz, ALLAH’a kulluk edin ve tâğuttan sakının diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. ALLAH onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkar edenlerin sonu nasıl olmuştur?” (En-Nahl, 16/36)

“(Yerine göre) müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik ki, insanların peygamberlerden sonra ALLAH’a karşı bir bahaneleri olmasın. ALLAH İzzet ve Hikmet Sahibidir” (En-Nisa, 4/165)

Bu ayetler ile çeşitli peygamberlerin hayatları ve Tevhit mücadeleleriyle ilgili diğer birçok ayet Hz. Peygamber’den önce çeşitli peygamberlerin ALLAH’ın emir ve yasaklarını insanlara tebliğ ettiğini göstermektedir. Ancak Hz. Muhammed’in (S.A.S.) bu peygamberlerden farkı, Son Peygamber olması ve tebliğinin herhangi bir zamanla, mekânla ve hususi muhataplarla sınırlı değil de evrensel nitelikte olmasıdır. Bu gerçek, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnette açık bir şekilde vurgulanmıştır: “Sana da daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab’ı (Kur’an’ı Kerim'i) gönderdik. Artık aralarında ALLAH’ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şeriat ve yol verdik. ALLAH dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şeriatlarda) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü ALLAH’adır” (El-Maide, 5/48)

“Kur’ân’ı kesinlikle Biz indirdik; elbette onu yine Biz koruyacağız” (el-Hicr, 15/9)

“De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben, sizin hepinize göklerin ve yerin sahibi olan ALLAH’ın elçisiyim. Ondan başka tanrı yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyle ise ALLAH’a ve ümmi Peygamber olan Resulüne -ki o, ALLAH’a ve O'nun sözlerine inanır- iman edin ve ona uyun ki, doğru yolu bulasınız” (El-Araf, 7/158)

“Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler” (Es-Sebe, 34/28)

“Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirisinin babası değildir. Fakat o, ALLAH’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. ALLAH Her Şeyi Hakkıyla Bilendir” (el-Ahzab, 33/40)

“Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve Hak Din ile gönderen O’dur. Şahit olarak ALLAH yeter” (El-Fetih, 48/28)

“ALLAH nezdinde hak din İslâm’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarında kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. ALLAH’ın ayetlerini inkar edenler bilmelidirler ki, ALLAH’ın hesabı çok çabuktur” (Al-i İmrân, 3/19)

“Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.” (El-Maide,5/3)

“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Al-i İmrân, 3/85)

Hz. Muhammed’in (S.A.S.) Son Peygamber oluşuyla ilgili kendisinin şu tasviri de bilhassa ilahi dinler arasındaki birlik ve bütünlüğü yansıtması açısından ilginçtir: “Benim durumumla benden önceki peygamberlerin durumu, şu adamın durumu gibidir: O bir ev bina etmiş, onu iyi ve güzel de yapmış, ancak evin köşelerinden bir köşede bir kerpiçlik boş yer kalmıştır. Derken insanlar onun etrafında dönüp dolaşmaya başlar ve hayranlık duyarlar. Ve “Şu boşluğa da kerpiç koysaydın ya!” derler. İşte, o kerpiç benim; ben “Hâtemü’n-Nebiyyin’im.”

“Dostumuz (ALLAH, Resul'e hitaben) ne sapmış ne de asılsız şeylere inanmıştır. O kendiliğinden bir şey söylemez; söylediği ancak kendisine gönderilen vahiydir, bunu da çok güçlü (Cebrail) ona öğretmiştir.” (En-Necm, 53/5)

[Resim: ?di=JQBZ]

Mutluluğun Resmini Çizemem Ama?
Acının Heykelini Bile Dikerim...!
01-11-2013 23:24
kullanıcının web sitesini ziyaret et kullanıcının tüm mesajlarını bul
TRTURKA
Çevrimdışı

**********

Yorum Sayısı: 25,218
Üyelik Tarihi: 26-03-2012
Yorum: #2
PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) Biyografisi2
ALLAH razi olsun canim askim süper ve anlamli paylasim tebrikler

Mutluluğun Resmini Çizemem Ama?
Acının Heykelini Bile Dikerim...!
01-12-2013 0:46
kullanıcının web sitesini ziyaret et kullanıcının tüm mesajlarını bul
By SeRVeT
Çevrimdışı
Yasaklandı

Yorum Sayısı: -15
Üyelik Tarihi: 27-08-2012
Yorum: #3
PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) Biyografisi2
[Resim: ALLAH...png]RAZI OLSUN PAYLASIM ADINA TŞKLER
01-12-2013 9:29
kullanıcının tüm mesajlarını bul
Yeni Yorum Gönder 


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S,A,S) KISACASI BIYOGRAFISI ,DAVRASNISLARI, EFSANE UyGaR 3 1,649 01-12-2013 12:58
Son Yorum: BASKAN 43
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) EFSANE UyGaR 2 697 01-12-2013 9:28
Son Yorum: By SeRVeT
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) 2 EFSANE UyGaR 2 869 01-12-2013 9:27
Son Yorum: By SeRVeT
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) 3 EFSANE UyGaR 2 985 01-12-2013 9:23
Son Yorum: By SeRVeT
Gul PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.S) GÜL-I MUHAMMEDI RÜZGARI (S.A.S ) "4" EFSANE UyGaR 2 860 01-12-2013 9:21
Son Yorum: By SeRVeT

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi